elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Türkiye’de Enerji Yatırımların Seyri |
Engin Ayçiçek



A- A+
13.03.2009 tarihli yazı 4667 kez okunmuştur.

Türkiye'de Enerji Yatırımların Seyri



Yakıt tercihine gelmeden, farkında olunması gereken durum, genelde enerji sektörüne yapılan yatırımlarda geri kalınmış olmasıdır. Hazine'nin teşvikli yatırımlar verilerine göre enerji yatırımlarının seyri şöyledir: 2000 ve 2001 yıllarında ortalama 22 milyar YTL dolayında enerji yatırımı söz konusu iken, 2002-2004 arasında yatırımların azaldığı, 2005'te tekrar yükselerek 21 milyar YTL'yi bulduğu ama 2006'da yeniden 12 milyar YTL dolayına indiği gözlenmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın yüzde 6.3'lük düşük senaryodaki elektrik enerjisi talep artışı tahminine göre, her yıl en az 2000-2500 megavatlık yeni yatırım yapılması gerekirken, özel sektörün yaptığı yatırımlar yıllık 700 megavat düzeyinde seyretmektedir. Bu durum ülkenin enerjide yedek kapasitesinin giderek kaybolmasına yol açmıştır. TEİAŞ'ın tamamlanan, 2006-2015 elektrik arz-talep projeksiyonunda; Yüksek senaryoya göre, mevcut ve planlanan yatırımlar tamamlansa dahi 2009'dan itibaren arz, talebi karşılayamıyor. Düşük senaryoda ise açık tarihi 2011. Buna karşın, planlanan yatırımların zamanında tamamlanmaması, geçen kış olduğu gibi doğalgaz arzında sorun çıkması, otoprodüktörlerin üretimlerinin düşmesi halinde, açık daha yakın bir tarihte ortaya çıkabilecek Elektrik arzında sorun yaşanmaması için 2015'e kadar yüksek senaryoda 26 bin 298 MW, düşük senaryoda ise 13 bin 807 MW gücün işletmeye alınması gerekiyor.



TEİAŞ'ın projeksiyonunda; talebin tahmin edildiği gibi gerçekleşmemesi, hidroelektrik santrallere gelen su miktarının tahmin edilenden az olması, yakıt arzında ve kalitesinde kısıtlarla karşılaşılması, santrallerde uzun süreli arızaların olması, tesis halindeki ve lisans almış santrallerin öngörülen tarihlerde işletmeye girememesi gibi olasılıklarının da değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi. Projeksiyonda, "Bu olasılıklar dikkate alındığında güvenilir enerji sistemlerinde birincil kaynak türlerine göre belirli oranlarda güç ve enerji yedeği bulundurulması bir zarurettir. Bu nedenle arz ve talep başa baş olmadan önce üretim sisteminin yedekli olarak işletilmesi için yatırım tesislerinin inşaat süreleri de göz önüne alınarak gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır" denildi. Çalışmada, puant talep ihtiyacını karşılamak üzere kurulması gerekecek yeni kapasitenin tamamının termik santrallerden karşılanması durumunda, ilave kapasite miktarının aynı kapasitenin tamamının hidrolik ve yenilenebilir santrallerden karşılanması durumundaki miktarının yaklaşık yarısı olacağı belirtildi. Birincil kaynak dağılımındaki ilave kapasite miktarının, termik santrallere yoğunlaşması ile ilave kapasite miktarı azalırken, hidroelektrik ve rüzgar santralleriyle arttığı vurgulandı.



TEİAŞ'ın yaptığı projeksiyonda, puant talebin karşılanmasında kurulu güç miktarları dikkate alındığının kaydedildiği projeksiyonda; barajların göl seviyelerinin, termik santrallerin yakıt kalitesinin, doğalgaz santrallerinin ISO şartlarına uygun olarak çalışmalarının, bazı otoprodüktör santrallerinin mevsimlik olarak çalışmalarının, kanal tipi santraların su gelirlerine bağlı olarak mevsimlere göre çalıştıklarının; dolayısıyla çıkış güçlerinin değiştiğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği belirtildi. Tüm bu veriler ve projeksiyon incelendiğinde iki önemli husus karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki, yerel enerji kaynaklarımıza yönelip yatırımlarımızı bu yönde yapmamızdır. Diğeri ise kurulacak santrallerde kullanılacak teknolojilerin yerli üretim olmasıdır. Bunun için ise öncelikle AR-GE çalışmalarına gereken önemi vermeliyiz. (Halil ALIŞ)



1990'lardan itibaren temiz çevreye verilen öneminin artması sonucu, 1992 yılında Rio Sözleşmesi, 1994 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, 1997 yılındaki Kyoto Protokolu ve AB'nin direktiflerinin de etkisi ile yenilenebilir enerji kaynakları konusundaki çalışmalar hızlanmıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımıyla elektrik enerjisi üretimi, konvansiyonel kaynakların kullanılmasıyla elektrik enerjisi üretimine göre pahalı olabilse de arz güvenliğinin sağlanması, istihdam olanaklarının yaratılması ve temiz bir çevre bakımından olumlu sonuçlara sahiptir. İleride fosil kökenli kaynakların azalması, kaynak temininde problemlere ve buna bağlı olarak fiyatlarında artışlara neden olabilecektir. Bu nedenlerden dolayı ülkelerin kendi öz kaynaklarından olan yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmaları ve üretim teknolojileri konusundaki AR-GE çalışmalarını yapmaları oldukça önemlidir. (Seyit Ahmet Akaradağ)



Türkiye'de AR-GE Kavramı ve Patent Başvuruları



Türkiye'de patent uygulamaları konusunda ortaya çıkan sorun, araştırma-inceleme yapılmadan beyan sistemine göre verilen Faydalı Model Belgesi talep edenlerin buluş olarak iddia ettikleri konuların, nitelik itibariyle tartışmaya açık olmasıdır. Gerek verilen Faydalı Model Belgeleri ve gerekse diğer bir sınai hak koruması türü olan, Endüstriyel Tasarım Tescilleri ile ilgili olarak Resmi Patent Bültenleri ve Endüstriyel Tasarımlar Bültenleri incelendiğinde, Faydalı Model Belgesi alınan bir çok buluşun başkasının buluşu olduğu, yeni olmadığı, bazı tasarım tescillerinin pazarda zaten satılan ürünleri içerdiği görülecektir. Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO) tarafından yayınlanan 2002 yılı patent istatistiklerinde, Ulusal, Uluslararası ve Avrupa Patent başvuruları yoluyla Türkiye'ye yapılan yabancı kökenli patent başvurusu sayısının 250492 ve aynı yıl verilen toplam yabancı patent sayısının ise yalnız 1841 olduğu belirtilmiştir. Bir yıllık dönemde 250492 başvurudan yalnız 1841 adedinin ulusal aşamaya geçerek patent alması Türkiye'deki patent koruması sistemine güvensizliği ve Türkiye'deki yabancı sermaye yatırımlarının zayıflığını göstermektedir. Yenilikçilik eyleminin göstergelerinden biri olan patent konusundaki önemli etkenler şu başlıklarla verilebilir:



• Çağdaş ve günün koşullarına göre güncellenmiş bir patent yasası ve uygulanması


• Patent konusundaki uluslararası platformdaki faaliyetlerin izlenmesi ve katılımın sağlanması


• Patent konusundaki uluslararası sözleşme ve anlaşmaların kabulü ve uygulanması


• Patent verilmesi işlemlerini yürütecek etkin bir patent kurumu


• Patent konularında danışmanlık ve vekillik yapacak patent vekilleri


• Patent konularındaki anlaşmazlıklara bakacak ihtisas mahkemeleri


• Fikri haklar alanında verilecek genel eğitim ve uzmanlık eğitimi


• Konunun öneminin toplumun tüm kesimlerine anlatılmasını sağlayacak bilgi vermek ve bilinç sağlamak amaçlı çalışmalar


• Devlet yardımlarını içeren destekler.



Pazar payları değerlerine göre şirketlerin değişen yapısı incelendiğinde, fikir ürünlerinin oluşturduğu maddesel olmayan varlıklarla maddesel varlıklar arasındaki orantının hızla değiştiği gözlenmektedir. Yeni buluşları korumak amacıyla verilen patent belgelerinin sayılarının, rekabet gücünün yenilikçilik ile bağlantısı değerlendirildiğinde önemli bir gösterge olduğu ortaya çıkmaktadır. Aşağıda verilen tablodaki Japonya, Kore, Çin ve Türkiye için patent istatiklerine bakıldığında, bu durum açıkça görülmektedir. Türkiye'deki durumu saptamak için, İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl düzenlenen Türkiye'nin İlk 500 Büyük Sanayi Kuruluşu İstatistikleri'nde yer alan 'Özel Sektörde İlk 10 Şirket'in Türkiye'deki patent ve faydalı model sayıları değerlendirilmiştir. Bir fikir vermeyi sağlamak amacıyla Tasarım sayıları da Tabloya eklenmiştir.



Tablolardan çıkan sonuç, Türkiye'deki patent sayıların gerçekten çok az olduğudur. Türk Patent Enstitüsü tarafından yayınlanan İstatistikler incelendiğinde, Türkiye'de verilen ulusal patent sayısı toplamının 1981 ile 2004 yıllarını kapsayan dönemde her yıl 80 sayısının altında kaldığını göstermektedir. Türkiye, Çin, Güney Kore ve Japonya'daki Patent sayıları karşılaştırıldığında, Türkiye'nin patent sayıları açısından ne kadar gerilerde olduğunu görülmektedir. Çin'deki yıllık ulusal patent başvuru sayıları 2000 yılında 25592 iken 2003 yılında 56769 ve verilen ulusal patent sayıları ise 2000 yılında 6475 iken 2003 yılında 11404 olmuştur. Aynı dönemde Türkiye'deki sayılar başvurularda (266 ve 465) üç rakamlı ve verilen patentlerde (21 – 79) iki rakamlı olup aradaki fark çok fazladır.















Türkiye'deki ulusal patent sayısının az olmasının nedenleri


• AR-GE kültürünün oluşturulamaması,


• AR-GE için yeterli kaynağın ayrılamaması,


• Toplumda buluş kavramına yönelik düşüncenin oluşmaması,


• Patent alma eyleminin önemsenmemesi,


• Patent yasasının (ihtira beratı kanunu 1879) yenilenmesinin yüz on altı yıl sonra (1995) gerçekleşmesi,


• Uluslararası patent başvurusu (pct) (1996) ve Avrupa patenti (epc) (2000) sistemlerine geç katılım,


• Türkiye'deki gelir düzeylerine göre patent alınması maliyetinin yüksekliği,


• Risk sermayesi işlerliğinin sağlanamaması,


• Üniversite-sanayi işbirliğinin gerçekleştirilememesi (döner sermaye yapısından kaynaklanan sorunlar dahil)


• Yenilikleri tetikleyecek ve destekleyecek kamudaki talep azlığı,


• Yabancı kaynaklı malların tercihi, vb. nedenler olduğu ileri sürülmektedir. (M.Kaan Dericioğlu)



'Türkiye'de AR-GE için ayrılan pay yetersizdir ve bu alt yapıda AR-GE yapılamaz', 'Türkiye'de uluslararası nitelikli yeni buluşlar oluşmaz' vb. kanılar, bir kader gibi kabul edilmekte ve organize olarak bu sorunun aşılabileceğine ilişkin yeterli çalışmalar yapılmamaktadır. Ayrıca, parasal kaynaklar sağlandığında AR-GE yapılamaması sorunlarının çözüleceği sanılmaktadır. Parasal kaynaklar AR-GE yapılamaması sorunlarının nedenlerinden yalnızca biridir. İyi organize edilmiş planlı çalışmalar ve ARGE ile Türkiye'de de sanayiye uygulanabilir yeni buluşların yapılabileceğinin örnekleri bulunmaktadır. Gelecek yazımızda görüşmek üzere'



engin.aycicek@elektrikport.com










ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar