elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Yeraltı Nükleer Santralleri

Enerji arz ve talebindeki sürekli artan dengesizlik tüm dünyada yeni yöntemlerin doğmasına yolaçtı. Bir yandan geliştirilen çevreci yöntemlerin yanına eski teknolojilerinde yenilenmesine devam edilmektedir. Bu yazımızda bu amaç için geliştirilen yeraltı nükleer santrallerini inceleyeceğiz.



A- A+
30.11.2012 tarihli yazı 17888 kez okunmuştur.

Enerji arz ve talebindeki sürekli artan dengesizlik tüm dünyada yeni yöntemlerin doğmasına yol açtı. Bioyakıtlar, rüzgar ve güneş enerjisi şimdilik en revaçta olan sistemler. Bu yenilikçi kaynaklar ortaya çıkarken gelenekselleşmiş yöntemlerde rekabet gücünü artırmak için çeşitli yöntemler geliştirmekteler. Nükleer enerji de 20. yüzyıla ait bir enerji kaynağı gibi görünse de 21.yüzyılda da var olması için birçok sebep var. Tabi bunun gerçekleşmesi için öncelikle nükleer enerji üzerindeki baskının azaltılması gerek. Bu da ancak bu enerjinin en önemli zaafları olan güvenlik, atıklar, maliyet vb. sorunlara yeni bakış açıları getiren sistemlerin gerçeklenmesiyle olabilir. Her ne kadar 4. nesil nükleer reaktörler (ERP) sektöre yeni bir heyecan getirse de kamuoyunu pek de tatmin etmişe benzemiyor. Bu yüzden yeraltı nükleer santralleri getirdikleriyle nükleer enerjinin devamı için büyük önem taşıyor.

Yeraltı nükleer tesisleri aslında yeni bir fikir değil. Bu konuda ilk çalışmalar ünlü İtalyan fizikçi Enrico Fermi ve arkadaşları tarafından 1942 yılında açık türbinlerle yeraltı yığınağında yaptığı deneyler. Nitekim bu çalışmalar 1950-1960 yılları arası Rusya, İsveç, İsviçre, Norveç ve Fransa’da küçük ölçek de yapılan yeraltı nükleer santrallerinin temelini oluşturuyor. Bu santraller 1970li yıllarda yapılan değerlendirmeler sonucu her ne kadar güvenlik ve atıklar konusunda iyileştirmeler sağlasa da inşasının ve bakımının ciddi zaman ve para kaybına yol açtığını görüldü. Sonuçta yeraltı santralleri rafa kaldırılmak zorunda kalındı. 

 

 

Fermi tarafından 1942 yılında Chicago’da gerçekleştirilen yer altında inşa edilen türbinlerde yaptığı deney

 

Fakat teknolojide yaşanan büyük değişim ve kazı tekniklerinde ilerleme akıllara yeniden yeraltı nükleer santrallerini getirdi ve ilk olarak 1000 megawatt üretim kapasitesine sahip bir reaktörün yapılması planlandı. Santralin üretim ve yardımcı ekipmanlarıyla birlikte 2 milyon feet küp hacim kaplayacağı düşünülüyor. Oldukça büyük gözüken rakam (ortalama bir apartman 11000 feet hacme sahiptir) oldukça ilerleyen sondaj teknikleri sayesinde gerçekleştirebileceği düşünülüyor. Maliyetin ise idealleştirilmiş bir zeminde en az olarak her feet küp hacme 2 dolar, ortalama bir zemin içinse 3.5 dolar olarak hesaplanıyor. Ancak beklenmeyen gelişmeler, tünellerin yerleştirilmesi vb. durumlarda ilave edildiğinde maliyet 6 dolara kadar çıkmakta. Buda diğer geleneksel santrallere göre %1 gibi bir kurulum maliyetinden kazanç sağlıyor.

 

 

Yapılması planlanan nükleer santrallerin şematik gösterimi. Yeraltına yapılacak nükleer parkta toplam 12 adet 1000MeW gücünde santrallerin yapılması planlanıyor. Toplam maliyetin ise 48 milyar dolar yakın olacağı tahmin edilmekte.

 


Çin’de üretilen dünyanın en büyük sondaj makinelerinden olan Mixshields S-318 kayasal bölgelerde dahi günde 50-100 feet kazı yapma yeteneğine sahip

 

Peki nükleer santralleri yer altında inşa etmek temelde ne kazandıracak? Öncelikle nükleer karşıtı kamuoyunda da sıklıkla dile getirilen terörist saldıralar veya savaş durumunda ortaya çıkabilecek olumsuz durumlar fiziksel olarak engellenmiş olacak. İkincil olarak nükleer santrallerin kurulumunda genelde ihmal edilen doğal afetlerin deprem, kasırga, tayfun vb. olumsuz etkileri de en aza indirilmiş olacak. Dahası iyi bir dizaynla ile tehlikeli nükleer atıkların taşınması sırasında ortaya çıkan riskler en aza indirilmiş olacak. Atıklar nükleer parka eklenecek olan yeraltı tünelleri sayesinde kalıcı olarak biriktirilecekleri depo odalarına kolaylıkla gönderebilecekler. Ayrıca bu santrallerin ömürleri tükendiğinde daha ucuz, atıksız ve güvenli bir şekilde ortadan kaldırabilecekler.

Nükleer enerjinin devamlılığı diğer enerji kaynaklarının da durumu göz önüne alındığında oldukça büyük önem arz etmekte. Bu sürekliliği sağlayabilmek için 21. yüzyıl enerji kaynakları için hedeflenen temiz, ucuz ve güvenilir olması şartını nükleer enerji içinde sağlamamız gerekiyor. Çernobil faciasından bu yana nükleer teknoloji büyük aşamalar kaydetti, ancak Fukuşima’da yaşanan son durum nükleer enerjinin alması gereken yolun biraz daha fazla olduğunu gösterdi. Yeraltı santrallerin gerekse maliyet, gerekse güvenlik ve güvenilirlik açısından nükleer enerji sektörüne önemli mesafeler aldıracağı ve nükleer üzerindeki baskıyı azaltacağı muhakkak.

 
 

Kaynaklar

- Link için tıklayın
- Link İçin tıklayın
- Link için tıklayın


 

Mehmet Cem Ateş Mehmet Cem Ateş Yazar Hakkında Tüm yazıları Mesaj gönder Yazdır



ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar