elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Nikola Tesla'nın Deprem Makinası

Deprem doğanın en acı gerçeklerinden biri. Medeniyet teknolojik anlamda her geçen gün gelişse de dünyanın çoğu bölgesinde hala depreme kurban verilmeye devam ediliyor. Depremin zararlarından korunmak her ne kadar mümkün olsa da şimdilik bu sadece gelişmiş ülkelere özgü gibi durmakta. İkinci ve üçüncü dünya ülkelerinin depremden tam olarak korunamadığı her büyük depremde görülüyor. Depremden korunamıyoruz orası bir gerçek, peki onu engelleyebilir miyiz?  



A- A+
04.01.2012 tarihli yazı 42185 kez okunmuştur.

“Birkaç dakika içinde kirişin titremeye başladığını hissettim. Yavaş yavaş titremenin yoğunluğu arttı ve tüm inşaatı kaplamaya başladı. En sonunda yapı gıcırdamaya ve bükülmeye başlamıştı. İşçiler deprem olduğunu sanmış ve iskelelerden aşağı atlamıştı. Binanın yıkılacağı söylentileri yayılmaya başlamış, polis birlikleri yola çıkmıştı. Ciddi bir sonuç doğmasına mahal vermeden vibratörü cebime attığım gibi uzaklaştım ordan. Eğer on dakika daha fazla işler halde bıraksaydım tüm yapı yerle bir olacaktı. Aynı vibratörle Brooklyn Köprüsünü bir saatten kısa bir süre içerisinde yerle bir edebilirdim.”




Nikola Tesla

 

Temelleri ilk defa J.O’Neill tarafından atılan nispeten daha küçük ölçekli depremler yaratarak fay hattının enerjisini emme fikri,  1893 yılında Nicola Tesla ile hayat bulmuştur. Buluşlarını her zaman insanlığın faydalanması ideolojisiyle gerçekleştiren Tesla, fikrini büyük ölçekli depremleri engellemek için geliştirmiş, asla bu çalışmalarını bir silah olarak kullanılması için tasarlamamıştır. Bugün dünyada hemen hemen bütün büyük depremlerle ilgili aynı efsane (Marmara depreminden Japonya depremine kadar) dolaşsa da, efsaneleri bir kenara bırakıp Tesla’nın o yıllarda temelini atmaya çalıştığı Tele-jeodinamik bilimi çerçevesinde anlamak daha doğru olacaktır.


J.O’Neill ilk defa şiddetli deprem meydana gelme olasılığı olan yerlere jiraskop bataryaları yerleştirerek bu cisimlerle düşük seviyelerde rezonans yaratılınması, böylece katmanlar üzerindeki baskının azaltılmasıyla büyük depremlerin engellenebileceğini fikrini ortaya attı. Tesla da bu fikri desteklemiş, bunun mümkün olduğunu belirtmiştir. Kendi de daha sonraları benzer mantıkla çalışan bir osilatör icat etmiştir. İlk defa çalar saat büyüklüğündeki bir osilatörü 60 cm uzunluğunda 5 cm kalınlığında bir çelik halkaya takmış, dakikalar sonra  halka önce titremeye, sonra açılıp kapanmaya en nihayetinde de yarılmaya başlamıştır. Tesla bu başarısını gördükten sonra bunu bir de geniş ölçekte denemek için  çelik yapılı bir inşaat aramış ve osilatörünü bir kez de burada test etmiştir. Peki Tesla bunu nasıl yapmıştır?


Elektro-mekanik bir osilatör diyebileceğimiz bu yapının en önemli özelliği küçük enerji girişleriyle yapı içerisindeki büyük kütleli bobinlerin de kolayca hareket ettirebilinmesidir. Bu da osilatörde bulunan pistonların kapalı bir haznede bir yay etkisiyle çarpıştırılmasıdır. Sıkıştırılmış havanın bir yay gibi davranmasıyla çarpışan pistonlar büyük bir etkiyle ters yönde hareket ederler.




Osilatörün mekanik kısmının basit bir çalışma yapısı S yuvası P pistonuna doğru çekilirken 1 noktası  ara akışkanın girebilmesi için yüksek basınca olanak sağlar.


Osilatörü eşsiz yapan şeylerden biriside manyetik yapısı.  Osilatörün bir tarafında sayısız demir plaka kullanılırken tam karşı yöneyse manyetik alanı artırmak için bir parça yine demir kullanılmış. Kalıcı veya birleştirilmiş bir magnet kullanılması düzenli bir akıma neden olur. Böylece karşılıklı iki bobin arası elektromanyetik birleşim maksimuma çıkartılır. Nihai amaç olan çıkış verimliliğinin artırılması da kolayca sağlanır. Daha da ilginç olanı osilatörün rezonans frekansının herhangi bir nesnenin rezonans frekansına kolayca ayarlanabilinmesidir. Bu da şaftın mekanik olarak dönerken hem havanın yay gibi davranmasından  hem de aracı akışkanın basıncından faydalanılmasındandır. Pistonların hareket ettirilmesinde ise enerji ya da hava kullanılır. Eğer enerji kullanılırsa ki genelde öyle olur, osilatörün “jacket” bölümünden enerjinin girmesiyle bir vakum yaratılır oluşan vakumda çıkış pistonlarını hareket ettirir. Böylece istenilen cisim için istenilen rezonans frekansı kısa süre içerisinde oluşturulabilir.     




Osilatörün elektro ve mekanik kısmının birleştirilmesi İlk defa Tesla’nın  Chicago’daki Dünya Fuarında görücüye çıkardığı osilatörü 8 kg aşkın bobinlerle saniyede 80 kere 7/8 impluslar oluşturabilmekteydi. Bu nispeten düşük impluslar sayesinde saniyede yüzlerce titreşim yaratılıyordu.




Teslanın geliştirdiği osilatörlerden günümüze kalanlardan bir tanesi


Tesla, zamanını ve zekasını bütünüyle insanlığın yararına adamış birkaç bilim adamından biri. Yaşadığı süre boyunca hiçbir surette insanlığa zarar verebilecek bir proje içinde yer almayan Tesla, deprem makinesi ile de fay hatlarının enerjisini boşaltmaya çalışmıştır. Bugün çok çeşitli teoriler üretilse de ve bunların bir kısmının gerçeklendiği bilinse de bu projenin çıkış noktası insanları korumak olduğu gerçek. Tesla’nın da zaten diğer karşılaştırıldığı bilim insanlarıyla en önemli farkı buradan gelmekte.

 

Kaynaklar 

 
·         http://www.freeinfosociety.com/article.php?id=190
 
·         http://www.flickr.com/photos/googleplex/4408162828/
 
·         http://www.rexresearch.com/teslamos/tmosc.htm
 
·         http://www.tesla-museum.org/
 
·         Cheney, Margaret. 2010. Zamanın Ötesindeki Deha Tesla. İstanbul : Aykırı, 2010


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar