elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Cumhuriyet Tarihindeki Önemli İnsanlar

Bir çok alanda çalışmalar yapan saygın ve bilgili insanlarımız sayesinde Cumhuriyetimiz bu noktalara kadar gelmiştir. Biz de bu yazımızda, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mımızın yıl dönümünde, sizler için Cumhuriyet Tarihinde önemli 5 güzel insanımızı araştırdık.Gelin beraber tarihimize damga vuran ve imkansızlıklar içinde mucizelere imza atan değerlerimizi inceleyelim.



A- A+
29.10.2014 tarihli yazı 6162 kez okunmuştur.

Tayyareci Vecihi Hürkuş

Türk havacılık tarihinin en önemli insanı olan Vecihi İstanbul, Arnavutköy Akıntıburnu’ndaki yalıda 6 Ocak 1896 (1311) tarihinde dünyaya geldi 1912’de Balkan Harbi’ne eniştesi Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katıldı. Balkan Harbi sonunda İstanbul Ordu Kumandanlığı tarafından Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan oldu. Vecihi, tayyareci olmak istiyordu ve o küçük yaşında bundan dolayı Vecihi’yi makinist mektebine aldılar. Makinist olarak Birinci Dünya Savaşı’na girerek Bağdat cephesine uçak makinisti olarak gönderildi. Orada bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a döndü.






Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’ne girerek  pilot Astsubay olarak mezun oldu. Birinci Dünya savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü'nde Ruslara karşı harekata katılan Vecihi  başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez Takdirname verilmiştir. Üç takdirname verilen tek kişidir.



Vecihi Hürkuş

Savaştan sonra İzmir' de yeni tayyarecileri eğitmeye başlar. Edirne' ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilir. Hizmeti karşılığı uçağa "Vecihi" adı verilince, uçak inşa etme düşünceleri canlanır. İzmir Seydiköy Hava Mektebi'nde (bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı) uçak yapımı projesine devam eder. 1924'te ganimet olarak Yunanlılardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925'de "VECİHİ K-VI" adını verdiği uçağını uçurur. Vecihi ödül beklerken maalesef onu ceza beklemektedir. Vecihi Hürkuş' un bu duruma düşme sebebi ise havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı. İzin verecek merci olmadığı için, izinsiz havalanmış, bu yüzden de cezalandırılmıştır.




 

1930'lu yıllarda ilk Türk Sivil Havacılık Okulu' nu (Vecihi Sivil Tayyare Mektebi) açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotumuz Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kadıköy'de (Kalamış) ilk sivil uçağımız VECİHİ K-XIV, ilk eğitim ve spor uçağımız VECİHİ K-XV, 160 Beygirlik Mersedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. Nuri Demirağ Bey, bir tayyare yapımı için 5.000 TL vermiş, böylece 1933’de Vecihi Hürkuş tarafından NURİ BEY adı verilen VECİHİ K-XVI kabin uçağı yapılmıştır. Vecihi Bey zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin Tekel idaresi’nin ve İş Bankası’ nın reklamlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları olmuştur.

6 Ağustos 1954’de kırkıncı hizmet yılını kutlamak için Yeşilköy Hava Limanı salonlarında Türk Havacılar Bayramı adıyla bir jübile yapıldı. 29 Kasım 1954’de Hürkuş Hava Yolları'nı kurdu. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırdığı uçaklardan 8 tayyareyi Ziraat Bankasından kredi ile almıştı. Bir takım güçlüklerle uğraşarak hava yollarının sefer yapmadığı yerlere seferler koyarak, izin vermediklerinde gazete taşıyarak çalışmak istedi, ama sabotajlar, uçaklarının parçalanması ve sonunda  uçuştan men edilerek uçamadı. Buna rağmen yılmadı. Elinde kalan son uçağını da Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün emrinde kullanarak Güney Doğu Anadolu’da torium, uranium ve fosfat arayarak zor doğa koşullarında çalıştı.



Vecihi Hürkuş Vatandaşlardan Maddi Destek İsterken

Hayatının son zamanlarında çok sıkıntılar çekmiş olan Vecihi'nin vatanına hizmetten dolayı bağlanan maaşına bile haciz konulmuştur. Türk havacılığının kurucusu diyebileceğimiz Vecihi Hürkuş’un değerini maalesef anlayamamış olmamız ise bizim için utanılması gereken bir konudur. Gözleri ve kalbi göklerde olan Vecihi Hürkuş insanların aya ayak bastığı gün olan 16 Temmuz 1969 tarihinde GATA’ da hayata gözlerini kapamıştır.


İlk Türk Kadın Mühendis

1927-1928 öğrenim yılında ilk defa Yüksek Mühendis Mektebi’ne kız öğrenci alınacağı haberini tesadüfen duyan Sabiha Rıfat Gürayman, kız arkadaşı Melek Ertuğ ile birlikte çok zorluklarla mektebe kayıt yaptırmayı başarmışdır. Yüksek Mühendis Mektebi’nin ilk kız öğrencilerden biri olduğu için kendisine dikkatle, merakla bakan gözlere aldırmadan okuluna devam etmiştir. Sabiha Rıfat Gürayman, bir asker çocuğuydu ve babasının görev yerinin sürekli değişmesi nedeni ile çok zorluklar yaşamış ama kararlılığından hiç vazgeçmemiş ve 1933 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’nden başarıyla mezun olmuştur.

Sabiha Rıfat’ın Gürayman’ın hayatının konu alındığı “Uçan Parmaklar” adlı belgeselde Gürayman’ın dayısının kızı Türkan Yurdagül onun çalışkanlığını okumaya olan hevesini şu sözlerle dile getiriyor:

“Çok akıllı bir kızdı ben onu okutmak için İstanbul’da kaldım derdi babam. Gece yarısı bir bakarım ki gaz lambasını yakardı diyor. Ne oldu Sabiha derdim dayıcım bir yere takıldım oraya çalışacağım dermiş o da dermiş ki uykunda da mı anlatıyorsun sen bunları. Çok çalışkan her tuttuğunu koparan bir kızdı derdi ve babam onu çok severdi."
 
Dünyada ilk kadın mühendis olduğu düşünülen Elizabeth Bragg 1876 yılında Berkeley’den mezun olurken neredeyse yarım asırlık bir farkla Türkiye’de ilk iki kadın mühendis 1933 yılında mezun olmuşlardır. Sabiha Rıfat Gürayman, Yüksek Mühendis Mektebi’ni bitiren ilk iki kadından biriydi. Arkadaşı Melek Ertuğ’un evlenerek mesleğine devam etmediği için iş hayatında bir süre yalnız kalmıştı. Çalışma hayatına Ankara  Bayındırlık Müdürlüğü’nde başlayan Sabiha Hanım, daha sonra Bayındırlık Bakanlığı’na geçti. Ülkenin değişik yerlerinde birçok okul, hükümet konağı ve resmi binanın yapımında görev aldı. Bunlar arasında en önemli çalışmalarından olan Anıtkabir ve TBMM inşaatlarında 10 yıl çalıştı. İnşaatı sırasında başmühendisliğini yaptığı Anıtkabir’in Hürriyet Kulesi’nde bir fotoğrafı sergilenmektedir. Ankara’nın Beypazarı ilçesinde “Kemer Köprüsü" nün inşaatında çalışması nediniyle köprü yöre halkı nedeniyle "Kız Köprüsü" olarak nitelendirilmişti



Cumhuriyet Tarihinde İlk Türk Kadın Mühendisimiz


Cahit Arf

Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Cahit ARF, 1910 yılında Selanik'te doğdu. Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de tamamladı (1932). Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirdi. Yurda döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryüs profesörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde Matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu.

Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1967 yılında yurda dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.
 
► İlginizi Çekebilir: Cahit Arf


Arf, İnönü Armağanı'nı (1948) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974). Cebir ve Sayılar Teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 3 ve 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Arf' ın onuruna Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı.
 

 

Tanıyanların Ağzından Cahit Arf

PROF. DR. ERDAL INÖNÜ: (ODTÜ Fizik Bölümü )

" Cahit ARF' ın önemli bir özelliği, her şeyin aslını anlamaya çalışmak olmuştur. Birisi bir konuşma yaparken, anlamadığı yeri hemen sorardı. Hiçbir şeyden çekinmezdi, onun için önemli olan anlamaktı; bilime değer veren bir insan olarak anlamak, araştırıcı zekasını kullanarak olayların nedeni anlamak..."

PROF. DR. M. GÜNDÜZ IKEDA: ( TÜBİTAK Ulusal Elektronik Araştırma Enstitüsü )

"Tek tür problemler üzerinde, yani merak ettiği problemler üzerinde çalışanlar var. Söyle anlatayım: Bazı dağcılar için Himalayalar' a çıkmak pek bir şey ifade etmese de "kimse tırmanmamıştır" denildiğinde birden heveslenirler. Bu birinci tip matematikçiler için de geçerli. Çözülmemiş problemler onlar için dayanılmaz bir çekiciliğe sahiptir. Bir de genel bir sistemi ele alarak çalışanlar, 'Bu sistemi nasıl karakterize edeceğim, benzer sistemler olduğunda bunları nasıl ayırt edebilirim?' diye düşünenler var. Cahit Bey bu ikinci sınıfa giriyor..."


Kerim Erim



Kerim Erim
 
İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi'ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi'nde Albert Einstein'in yanında doktorasını yapan Kerim Erim (1919) Türkiye'ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi ayrıca Yüksek Mühendis Mektebi'nde ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi'nde çalışmaya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı'na getirildi.

1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Matematik Enstitüsü'nün başkanlığını yaptı. Türkiye'de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağdaş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırılmasına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim'in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde matematiği uluslararası niteliğe kavuşturan Kerim Erim’ in eserleri;

Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems(Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne - 1928)


Oktay Sinanoğlu



Oktay Sinanoğlu

Türk kuantum kimyacısı  moleküler biyolog  kuramsal kimyacı olan Oktay Sinanoğlu Bari'de doğmuştur. Başkonsolos olarak görev yapmıştır. II. Dünya Savaşı'nın başladığı sıralar ailesi ile beraber Türküye' ye dönmüştür. Ankara Yenişehir Lisesi'nde burslu olarak okuyan Oktay Sinanoğlu okulu birincilikle bitirmiştir. 

1957 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü 8 ayda bitirerek kimya mühendisi olmuştur. Kaliforniya Üniversitesinde kurumsal kimya doktorasını yapmıştır. 1960 yılında Yale Üniversitesinde profesörlük yapmıştır. 1973 yılında Almanya'nın en yüksek Alexander Von Humbolt bilim ödülü' nü kazanmıştır. 1975 yılında Japonya'nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü'nü kazanmıştır. Türk- Japon bilimi eğitim ve kültür temellerini atan Oktay Sinanoğlu Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi'nin ilk ve tek üyesidir. Cumhuriyet tarihimizde Oktay Sinanoğlu moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri olarak saygıyla anıyoruz.
 
Yazımızda okuduğumuz gibi tarihimizde birçok önemli insanlar yetişmiş ve vatanları için hizmet etmişlerdir. Cumhuriyet bayramımızda bilim, fen alanında bir çok çalışmaları bulunan değerlerimizi saygıyla anıyoruz. 



Kaynak:

► Wikipedia
 
 
Safa BİLGİNER Safa BİLGİNER Yazar Hakkında Tüm yazıları Mesaj gönder Yazdır



ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar
Aktif etkinlik bulunmamaktadır.