elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Enerji Bakanı Taner Yıldız Röportajı

'İşadamlarının, paralarını ve birikimlerini enerji sektöründe değerlendirmesi gerek.' diyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, enerji sektörünü fırsata çevirmek gerektiğini söylüyor. Sektörüm Dergisi'nin yayınladığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz. 



A- A+
08.12.2011 tarihli yazı 2169 kez okunmuştur.

Sayın Bakanım, öncelikle tartışmaya açtığınız 'çalışma saatlerinde değişiklik' konusu ülkemizin gündemine oturdu. Bu süreç içinde gerçekleşen destekler ve tepkiler sonucunda sizce hükümet çalışma saatlerinde değişiklik yapmayı gündeme alabilir mi?


Mesai saatlerinde değişiklik konusu, bizim bakanlık olarak bizi ilgilendiren kısmını yani enerji tasarrufu açısından ele aldığımız bir öneriydi. Yineliyorum bu bir öneriydi, tartışılsın istedik ve tartışıldı da. Tabii eleştirilerde oldu. Destek verenler de. Farklı taraflara da çekildiğini gördük. Ancak biz tamamen gün ışığının verimli kullanılmasından bahsettik. Yaz saatinde zamanın bir bölümü uykuda geçiyor. Yaklaşık 600 milyon TL tasarruf mümkün. Şu anda gündemimizde böyle bir değişiklik için yapılan bir çalışma yok. 


Dünya enerjisinin büyük bir kısmı Ortadoğu'da bulunuyor. Bölgedeki iç savaş ve isyanların arkasında da enerji olduğunu söyleyebilir miyiz?


Ortadoğu 21. yüzyılda dünyanın en karışık bölgesi haline geldi. İnsan haklarının, demokrasi ve özgürlüğün yaşandığı günümüzde bu üçü ile bağdaşmayan rejimler görüyoruz. Tarihin her döneminde, diktatörler, liderler, ellerindeki güçleri kullanarak kendilerini her zaman sağlama almışlardır. Her türlü tedbiri almak için, imkânlarını sonuna kadar zorlamışlardır. İhmal ettikleri nokta, baskı altına aldıkları halkın bir gün özgürlük için mücadele edeceğidir. Dünyada hiçbir millet baskıya, zulme katlanamaz ya da bir noktaya kadar katlanır. Sonunda demokrasi, özgürlük gibi kavramlar baskın çıkar. Ortadoğu’da şimdi bunu görüyoruz. Halkların özgürlük mücadelesini Türkiye olarak destekliyoruz. Ancak bizi önce insan ilgilendiriyor. Biz, Türkiye olarak enerjinin bir barış gerekçesi ve refah seviyesinin yükseltilmesi için kullanılması gerektiğine inanıyoruz. Oradaki insanlar için bir an önce barışın, huzurun, özgürlüğün ve demokrasinin tesis edilmesini istiyoruz. Elbette savaş ve çatışmaların temelinde küresel bazı güçlerin bölge enerjisine hâkim olma amacı yatıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın özellikle 2050 yılına kadar doğalgaz ve petrolün toplam üretim içindeki payının yüzde 50’lerde olacağını bildirmesi, savaş niyetini daha da tahrik ediyor. Bölgemizdeki komşularımızdaki kaynaklar dünya kaynaklarının yaklaşık yüzde 65’ini oluşturuyor. Batı’daki ülkeler ise yüzde 65 tüketim noktasını oluşturuyor. Bütün bu coğrafya içerisinde siyasi tarihe baktığımız zaman enerjinin savaşın gerekçesi olduğu açıktır. Bunun insanlığa mutluluk ve huzur getirmediği anlaşılıyor. Yer altı kaynakları, bulunduğu ülkeye ve halkına adilane bir şekilde paylaştırılmalıdır. Paylaştırılmıyorsa tabii ki o sermaye aslında bir başkasının hakkı olan sermayedir. Bugün Batı’nın sömürgecilik yaptığı 1700’lü yıllardan bu tarafa bu konuda bir duruş göstermesi gerekiyor. Enerji ile ilgili bütün legal işlerin, bulunduğu ülkeye refah sağlayacağını düşünüyorum ama tersi yapılırsa tehdit olacağını düşünüyorum. Fırsat olması gereken enerji tehdit unsuru haline getirilmemelidir.  


Türkiye gerçekten enerji fakiri bir ülkemi? Karadeniz'de ve Akdeniz'de petrol aramaları ne durumda? Güneş Enerjisi Santralleri (GES) ve rüzgar, jeotermal Türkiye'nin enerji ihtiyacına çare olabilir mi?


Türkiye enerjide yüzde 72 dışa bağımlı bir ülke. Doğalgaz ve petrol gibi birincil enerji kaynaklarının hemen hemen tamamını ithal ediyor. Biz de bunun için yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızı harekete geçiriyoruz. Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları bakımından zengin bir ülke. Örneğin jeotermal enerji kaynakları bakımından Türkiye Avrupa’da birinci, dünya’da ise yedinci sırada yer almaktadır. Rüzgâr enerjisi bizim dönemimizde önem kazandı. 2002 yılında sıfır düzeyinde olan kurulu gücümüz 1600 MW’a ulaştı. Aynı şekilde jeotermal kaynaklardan elde ettiğimiz enerji de 100 Megavatı buldu. Güneş enerjisinde 600 MW’ı hedefliyoruz. Petrol ve doğalgaz aramalarımızı karada ve denizde hızlandırdık. Arama ve sondaj yatırımlarını 16 kat artırdık. 9 yılda aramalara 4,6 milyar dolar yatırdık. Karadeniz’de dünyanın dev arama şirketleri ile ortaklıklar kurarak aramalarımızı sürdürüyoruz. Şimdi Akdeniz’de de arama seferberliği başlatıyoruz. Tabi yabancı şirketlerin Türkiye ile ortaklıklar kurması siyasi istikrara duyulan güvenin bir göstergesidir. Biz arama faaliyetlerinden ümitliyiz.


Enerji yatırımı yapacak yerli ve yabancı firmalara en uygun saha tespitinde kriterler nelerdir? Yatırımcılara bu konuda ne tavsiye edersiniz?


İşadamlarının, paralarını ve birikimlerini enerji sektöründe değerlendirmesi gerek. Biz hükümet olarak enerji sektöründe güven verdik ve olumlu yanıtlar aldık. Bu yüzden sektörü fırsata dönüştürmeliyiz. Yatırımcılarımızın önünü yaptığımız düzenlemelerle açtık, açmaya da devam ediyoruz.  Enerji sektörü daha fazla yatırım çekecek bir sektör haline gelmiştir. Son çıkardığımız Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda alım garantileriyle ilgili değişikliler yaptık. Son üç yılda küresel krizle beraber enerji sektörüne 14 milyar dolar yatırım yapıldı. Bu yerli – yabancı bütün yatırımcılarımız açısından Türkiye’ye duyulan güvenin bir göstergesi. Siyasi ve ekonomik istikrarıyla cazibe merkezi haline gelen Türkiye, yerli-yabancı yatırımcıların güven duyduğu bir ülke haline gelmiş, ihtiyaç duyulan enerji yatırımları hayata geçmiş ve geçmeye devam etmekte. 


Doğu ve Güneydoğu'da çok ciddi bir kaçak elektrik kullanımı söz konusu. Bu konuda önlemler alıyor musunuz?


TEDAŞ Genel Müdürlüğü'nün 2003 yılından itibaren yapmış olduğu kayıp kaçak arama çalışmaları sayesinde toplamda yaklaşık 40 milyon abonenin kontrolü gerçekleştirdi. Yapılan bu kontrollerde 1,7 milyon abonede kaçak kullanım tespiti yapıldı. 8,6 milyar kWh (2 milyar TL) kaçak tahakkuk gerçekleşti. 523 bin abone hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Elektrik borcunu ödeyenlerin borcunu ödemeyenlerin yükünü çekmesi doğru değildir. Hükümet olarak bizler, kayıp-kaçaklara göz yumacak değiliz. Vatandaşlarımız da elektrik borçlarını ödeyecekler. Tabii ki kanun var, yönetmelik var, mevzuat var, ikincil mevzuatlar var. Biz bunları düzenledik. Bu yalnızca iş kanunla da bitmez. Toplum olarak da hassasiyetimizi belirtmemiz ve bunlarla alakalı mutlaka uyarıda bulunmamız gerekiyor. Hem basın organlarımızın, hem de vatandaşlarımızın bu konudaki hassasiyetleri Türkiye'nin menfaatine olacaktır diye düşünüyorum.


Röportaj: Nurşah SUNAY - Sektörüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

 




ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar