elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün Röportajı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, "Bir fikrim var diyen arkadaşlarımıza, her yıl 100 bin lira hibe desteği veriyor, kendilerine teknoparklarda yer tahsis ediyoruz. " diyor. Sektörüm Dergisi'nin yayınladığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz. 



A- A+
14.12.2011 tarihli yazı 3153 kez okunmuştur.

Bakanlıklarda gerçekleştirilen değişimler sonucu, bildiğimiz Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile bu dönemde tanıştığımız Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasında ne gibi farklar var?


Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, iki ayrı bakanlık örgütünün birleşmesi sonucu ortaya çıkmış. Eskiden ayrı ayrı örgütlenen Sanayi Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın, daha sonra ortaya çıkan ihtiyaçlar nedeniyle birleştirildiğini biliyoruz. Ancak, bugün gelinen noktada ülkemizin öncelikleri değişmiştir. Bu nedenle, günümüzün önceliklerine uygun yeni organizasyonlara ihtiyaç duyduk.


Bu süreçte, ticaretle ilgili birimler Bakanlığımızdan ayrılmıştır. TÜBİTAK ve TÜBA gibi kurumlar da Bakanlığımızın ilgili kuruluşları haline gelmiştir. Bu değişimle, ülkemizin ileri teknoloji ürünleri üreten ve bunların ihracat içindeki payını arttıran, üniversite-sanayi işbirliğini sağlayan, daha çok teknoloji geliştirecek Ar-Ge çalışmalarının ağırlık kazanmasına odaklanan bir yapı oluşturmayı hedefledik.


Yeni ismi ve yapılanmasıyla Bakanlığımız, önümüzdeki dönemde, bilim, teknoloji ve yenilikçilik politikalarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak belirleyecek, uygulayacak veya uygulanmasını sağlayacaktır. Sanayiye yönelik araştırma, geliştirme ve yenilikçilik program ve projelerini, faaliyet ve yatırımları destekleyecektir. Yani özet olarak bu yeni dönemde, kurumlar için görevleri doğrultusunda bir odaklanma ve uzmanlaşma söz konusu olacaktır. Bakanlığımızın uzmanlaşma ve odaklanma alanı ise ülkemizin küresel rekabet gücünü artıracak temel alanlar olan ar-ge, yenilikçilik, teknoloji, markalaşma ve tasarım gibi alanlar olacaktır.


Bakanlığımız bünyesinde bulunan Bilim ve Teknoloji Genel Müdürlüğü ne tür hizmetler vermekte?


Yeni kurulan Genel Müdürlüğümüz; girişimciliğin ve yenilikçiliğin artırmak, üniversite sanayi işbirliğini güçlendirmek, özel sektörün inovasyon ve Ar-Ge kapasitesini artırmak, ülkemizde ihracat şansı yüksek ileri teknolojili ürünlere geçişi sağlamak gibi amaçlara yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar, ülkemizin refah seviyesinin yükselmesi ve reel sektörün rekabet gücü kazanması açısından son derece önemlidir. Genel Müdürlüğümüz, amaçlarına ulaşmak için, teknoparklar, ar-ge merkezleri, san-tez programı, teknogirişim sermayesi desteği ve rekabet öncesi işbirliği projesi gibi araçları kullanmaktadır.


Teknoparklar:


Teknoparklar, üniversitede üretilen bilginin hızlı bir şekilde ürüne dönüşmesi, nitelikli istihdam sağlaması ve yüksek teknolojili ürünlerin üretimine zemin hazırlaması açısından son derece önemlidir. Yeni teknoloji tabanlı işletmelerin oluşumu ve var olan işletmelerin de gelişmesinin sağlandığı yerler olan Teknoparklar, üniversiteler ve araştırma kuruluşlarındaki bilimsel çalışma sonuçlarının, uygulamaya aktarılmasındaki en etkili mekânsal araçlarıdır. Gelişmiş ülkelerde teknopark uygulamalarının tarihinin 50 yıla dayandığını görüyoruz. Bugün dünya genelinde tanınan birçok dev firma, faaliyetlerine hala teknoparklarda devam ediyor. Teknoparkların önemi bu kadar ortadayken, 2002 yılına geldiğimizde Türkiye’de kurulu teknopark sayısı sadece 2’ydi. Bugün ise kurulu teknopark sayımız 43’e ulaştı. Şanlıurfa, Diyarbakır, Düzce, Tokat, Elazığ gibi illerimizde teknoparklar mevcuttur.  Teknoparklardaki firma sayısı 1.698’e, istihdam edilen personel sayısı 14.308’e, tamamlanan proje sayısı 7.595’e, üzerinde çalışılan proje sayısı 4.792’ye, ihracat 540 milyon dolara, yabancı firma sayısı 76’ya, bu firmalarca yapılan yatırım tutarı 450 milyon dolara ve alınan patent sayısı ise 301’e ulaşmıştır.


SAN-TEZ Programı:


Ülkemizde Ar-Ge alt yapısının önemli bir bölümü üniversiteler ve kamu araştırma kurumlarında bulunmaktadır. Ancak özel sektör tarafından kurulan ve faaliyet gösteren Ar-Ge birimi sayısı yetersizdir. Bir ülkede reel sektörün gelişmesi için, bilgi üretilmesi ve o bilginin ürüne dönüştürülmesi, bir başka deyişle, üniversite sanayi işbirliğinin tesis edilmesi gerekir. SAN-TEZ Programı bu önemli gereklilik göz önüne alınarak ortaya çıkmıştır. Bu Programın amacı, üniversitelerde yapılan akademik çalışmaların katma değer yaratacak ürün veya üretim yöntemi olarak sonuçlandırılması, akademik bilginin ticarileştirilmesi ve sanayicinin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen projelerle daha fazla sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencisinin desteklenmesidir.




  • Söz konusu program kapsamında; toplam 936 adet başvuru yapılmış olup, bu başvurulardan 401 adedi desteklenmeye değer bulunmuştur.




  • Projelerden 87’si tamamlanmış ve projeler, proje ortağı firmaya rekabet gücü kazandıracak bir ürün veya üretim yöntemi ile sonuçlanmıştır.




Desteklenen projeler sektörleri açısından değerlendirildiğinde, Elektrik, Enerji, Nanoteknoloji, Genetik, Biyoteknoloji ve Genetik Tıp, Enformasyon, Fizik, Gıda, İleri Malzemeler, Kimya, Tekstil, İnşaat Malzemeleri ve Makine sektörlerinde yoğunlaştığı görülmektedir.


Ar-Ge Merkezleri:


Ülkemizde Ar-Ge alt yapısını oluşturmuş, çok sayıda Ar-Ge personeli çalıştıran ve ülkemizin GSYİH’daki Ar-Ge payına katkıda bulunan büyük işletmelerin bu çalışmalarını daha da geliştirmelerini sağlamak ve kendi teknolojilerini üretmelerini destekliyoruz. 50 tam zaman eşdeğer ve üzeri Ar-Ge personeli çalıştıran işletmelere ar-ge merkezi belgesi veriyor, kendilerine bazı teşvik ve muafiyetler sağlıyoruz.


Bugüne kadar Ar-Ge Merkezlerinin kurulmasına yönelik olarak 14 ayrı sektörden toplam 123 başvuru gerçekleştirilmiştir. Başvurulardan 102’ine Ar-Ge Merkezi Belgesi verilmiştir. Ar-Ge Merkezi belgesi alan işletmelerin Ar-Ge toplam cirolarından iki yıllık süre içerisinde yaptıkları harcama miktarı 4,8 Milyar TL.dir.


Teknogirişim Sermayesi Desteği:


Teknogirişim sermayesi desteğiyle, genç beyinlerimize teknolojik fikirlerini ürüne dönüştürmeleri için destek sağlıyoruz. Bir fikrim var diyen arkadaşlarımıza, her yıl 100 bin lira hibe desteği veriyor, kendilerine teknoparklarda yer tahsis ediyoruz. Bugüne kadar 452 genç girişimcimiz bu desteklerden yararlanarak kendi işini kurdu. İçlerinde projelerini tamamlayan, ürünlerini geliştiren ve para kazanmaya başlayan arkadaşlarımız da var. Biz bu arkadaşlara verdiğimiz parayı karşılıksız veriyoruz. Çünkü içlerinden bir tane Bill Gates çıkarsak bize yetecektir.


Şirketler Ar-Ge çalışmaları için doğrudan bu kurumdan destek alabiliyorlar mı?


Elbette. Bakanlık olarak, hizmet verdiğimiz kesimlerle doğrudan temas kurmaya büyük önem veriyoruz. Teknogirişim Sermayesi Desteği Programında gerçek kişiler başlangıçta müracaat edebiliyor, ancak projeleri desteklenmeye değer bulunduğu andan itibaren tüzel kişilik kazandırılmaktadır. Bunun dışındaki tüm destek programları genellikle tüzel kişiliklere yöneliktir. Her destek için gerekli şartları taşıyan firmalarımız, üniversitelerimiz başvururda bulunup, desteklerden yararlanabilmektedir. 




Sizce elektrik, aydınlatma, elektronik ve otomasyon sektörleri gibi ileri teknoloji ve yüksek katma değerli sektörlerin Türkiye ekonomisindeki durumu nedir?


Bu sorunuz, yeni dönemde Bakanlığımızın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak yeniden yapılanmasının temel nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Sorunuzda geçen sektörlerde ciddi bir şekilde dış ticaret açığı veriyoruz. Bu sektörlerde atacağımız adımlar, hem ithalat giderlerimizi azaltmak hem de ihracat gelirlerimizi artırmak açısından son derece önemlidir. Özellikle elektronik ve otomasyon gibi alanlar, diğer sektörlerin gelişimine verdikleri katkı açısından da son derece önemlidir. Bunlar günümüzün ve geleceğin sektörleridir. 2010 yılında bu sektörlerde ihracatımız toplamda 7,4 milyar dolar, ithalatımız ise 20,6 milyar dolardır. Bu rakamlar ve oranlar, bizim ülke olarak üretimde ve ihracatta ileri teknolojili ürünlerin üretimine odaklanmamız gerektiğini, böyle stratejik sektörlerde uzmanlaşmamız gerektiğini gösteriyor.


Biz ülke olarak, 2002’den 2010’a sanayi üretiminde düşük teknolojiden orta teknolojiye geçişte önemli bir başarı yakaladık. Ancak bu başarıyı ileri ya da yüksek teknolojili ürünlerde de sağlamız gerekiyor. Bu çerçevede, hem mevcut üretim yapımızı hızlı ve etkili bir biçimde yüksek katma değerli yapıya dönüştürecek tedbirleri ve programları, hem de bu yüzyılın yeni üretim anlayışına uygun girişimcileri geliştirmeye yönelik tedbirleri ve programları hayata geçirmek zorundayız. Bakanlığımız çalışmaları da bu farkındalık üzerine belirlenmektedir.


Avrupa ve ABD deki gelişmelerin Türkiye üzerinde bazı olumsuz etkileri olacağı konuşuluyor bu konuyla ilgili ön görüleriniz nelerdir? Sanayicilerimiz endişelenmeli midir?


Dünyada zaman zaman hem siyasi atmosferde hem de ekonomik atmosferde beklenmeyen veya istenmeyen gelişmeler olabilir. Bu durumlarda ülkelerin kendi iç dinamiklerini nasıl koruduğu önemli hale gelir. Türkiye, hem dünyadaki tüm bu gelişmeleri yakından takip eden hem de bu gelişmelerin kendisi üzerindeki olumsuz etkilerini büyük çapta bertaraf edebilecek iç dinamiklere sahip bir ülkedir.


Bunu söylerken bir iyi niyet temennisiyle söylemiyorum. Gerçeklere, verilere ve tecrübelere dayalı olarak bu ülkeye duyduğum güveni ifade ediyorum. Zira Türkiye makro reformlarda çok önemli mesafeler aldı. Önümüzdeki dönemde mikro reformlara, sektörel bazda ve işletmeler bazında reformlara yöneleceğiz. Bu yıl içinde, bu mikro reformlara rehberlik edecek olan Sanayi Strateji Belgesi’ni uygulamaya başladık. Belgede girişimciliğin artırılmasına, ar-ge ve yenilikçiliğin desteklenmesine, bürokrasinin azaltılmasına, ihracatta ülke ve ürün çeşitlendirmesinin de bulunduğu 72 farklı eylem var. Ayrıca sektörleri tek tek ele aldığımız, bu sektörler özelinde yapılacak çalışmaları gözden geçirdiğimiz sektörel strateji belgelerimiz de mevcut.  KOBİ Strateji Belgesiyle, KOBİ'lerin yapısal dönüşümünü ve reformlarını destekleyen mekanizmaları devreye soktuk. Firmaların da kendilerini önümüzdeki döneme göre hazırlaması, hangi konuda eksiklikleri varsa bunları gidermesi gerekiyor. Belki yıl sonu itibarıyla bir KOBİ finansman desteğini elimizdeki kaynaklara göre devreye sokmamız mümkün olabilir.


Küresel konjonktürde bazı sıkıntıların yaşandığı şu dönemde Hükümet olarak farklı projeler vasıtası ile yatırımcılarımıza, girişimcilerimize çeşitli imkanlar oluşturmaya devam ediyoruz. Bunlardan bir tanesi de OSB’ler içinde ki boş arsaların bedelsiz tahsisidir. Yatırımcılara bedelsiz arsa konusundaki yönetmelik geçtiğimiz hafta Bakanlar Kuruluna sunuldu. Önümüzdeki dönemde yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girecek ve Türkiye'nin bir çok bölgesindeki organize sanayi bölgelerinde atıl kalan arazilerin yatırımcılara bedelsiz olarak tahsisi gerçekleştirilmiş olacaktır.


Bunun yanı sıra Bakanlığımız koordinasyonunda hazırlanan Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesini  bu yılın başlarında geniş katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna açıkladık. Stratejimizin uzun dönemli vizyonunu "Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya'nın üretim üssü olmak" olarak belirledik.  Bu belgede; becerilerini sürekli geliştirebilen güçlü şirketlerin ekonomideki ağırlığının artırılmasını, orta ve yüksek teknolojili ürünlerin üretim ve ihracat içindeki payının artırılmasını ve düşük teknolojili sektörlerde katma değeri yüksek ürünlere geçilmesini hedefliyoruz.


Bununla birlikte Ekonomi Koordinasyon Kurulu olarak gündemimizde cari açığın oluşmasında önemli bir paya sahip olan ara malı ithalatına dönük bir takım önlemler var. Daha önce de kamuoyuyla paylaştığımız üzere Girdi Tedarik Stratejisi olarak adlandırdığımız bu çalışma ile sanayimizin ihtiyaç duyduğu girdinin tedarikinde mümkün şartlarda yerli üretimin teşvik edilmesini,  sürekliliğin sağlanmasını ve etkinliğin, verimliliğin artırılmasını, ihracatta rekabet gücünün iyileştirilmesini amaçlıyoruz.


Dolayısıyla sanayicilerimiz rahat olsunlar. Bugün seçim döneminde dahi bütçe dengelerini koruyan, açık vermediği gibi fazla veren bir ekonomi yönetimi var. Biz dünyada yaşanabilecek olumsuz gelişmeleri, sanayicilerimize minimum şekilde yansıtacak enstrümanlara fazlasıyla sahibiz. İhtiyaç zuhur ederse, onları maharetle kullanırız. Zaten bir önceki kriz dalgasından güçlenerek çıkmış olmamız, Türkiye gerçeğini fazla söze hacet kalmadan izah etmektedir.  


Standart dışı ithal malların sektör firmalarını çok ciddi sıkıntıya soktuğunu biliyoruz. Bu soruna çözüm olarak ihtisas gümrüğü kurulması gösteriliyor. Bu konudaki çalışmalarınız nelerdir?



Evet, sorunuzda da belirttiğiniz gibi, standardına uygun olmayan ithal mallar ülkemizdeki tüm üreticilerimizi çok ciddi manada sıkıntıya sokmakta ve netice olarak da bu mallar üreticilerimiz aleyhinde haksız rekabete neden olmaktadır.


Haksız rekabet denildi mi akan suların durulması gerekir. Bizim üreticimiz kalkacak hiçbir maliyetten kaçınmadan standardına uygun kaliteli mal üretecek ve bunun karşısında bir yabancı firma standart gözetmeden ürettiği malı ülkemize rahatça sokabilecek. Bunu asla kabul edemeyiz. Bu alandaki haksız rekabetin önlenmesi için elimizdeki tüm araçların etkin bir şekilde kullanıyoruz. İhtisas gümrüklerinin kurulması da yeni ve etkilibir araç olabilir; ancak yeterli olmayacağı açıktır.


Bizim ve diğer Bakanlıkların elindeki en etkili araçlardan birisi de piyasa gözetimi ve denetimi mekanizmasıdır. Zaten yeni dönemde, Bakanlığımız bünyesinde bu alana yönelik olarak “Sanayi Ürünleri Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü” adında yeni bir Genel Müdürlük kurduk. Böylece, kurulan yeni Genel Müdürlüğümüz vasıtasıyla, tüm illerimizdeki sanayi ürünlerine yönelik inceleme ve denetimlerimizi daha etkin bir hale getiriyoruz.


Röportaj: Nurşah SUNAY - Sektörüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni


 



ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar