elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Bilgin:
Önümüzdeki dönemde en belirgin risk kredi riski

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, tansiyonun hala yüksek boyutta olduğunu söyledi.



A- A+
10.02.2009 tarihli yazı 1167 kez okunmuştur.

Bilgin, "Başta ABD olmak üzere yeni bir Varlık Fiyat Balonu oluşturuluyor, bu balondaki ana oyuncu ise devlet kağıtları" dedi





Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, dünyadaki global depremde, en azından bugüne kadar, Türkiye'nin ağrı kesicilerle idare etmesinin en önemli sebebinin, bankacılık sisteminin sıhhati ve ayaklarının yere basması olduğunu söyledi.



Bilgin, Türk Bankacılık Sistemi 2008 Sonuçları ve 2009 Beklentileri konulu basın toplantısı düzenledi.



BDDK Başkanı Bilgin, toplantıda yaptığı konuşmada, literatürde geleneksel görüş olarak bilinen "fiyat istikrarı sağlanmadan, finansal istikrar sağlanamaz" görüşünün son krizde yerle bir olduğunu ifade ederek, diğer ülkelerden ve Türkiye örneğinden de anlaşıldığı üzere, finansal istikrarın sağlanmasının ve bankacılık sektörünün sağlıklılığının, para ve maliye politikalarındaki başarının ön koşulu olduğunu kaydetti.



Global krizde diğer ülkelerin farklı dozlarda, ilaç, antibiyotik, serum tedavisi veya yoğun bakım tedavilerinin hep beraber izlendiğini anlatan Bilgin, "Türkiye olarak bazı ağrı kesicilerle bugüne kadar geldik. Dünyadaki global depremde en azından bu güne kadar ülkemizin ağrı kesicilerle idare etmesinin en önemli sebebi bankacılık sisteminin sıhhati ve ayaklarının yere sağlam basmasıdır" dedi.



Bilgin, bugün ülkelerin uyguladıkları her tedavinin, şiddetine bağlı olarak, gelecekte yan etkilerini de aynı şiddette göstereceğini belirterek, bu bakımdan, krizden çıkışta Türk bankacılık sisteminin Türkiye'ye avantaj kazandıracağını bildirdi.





KÜRESEL KRİZ


BDDK Başkanı Bilgin, global ekonomilerde yaşanan krizin ilk boyutunun reel ekonomi olduğunu kaydederek, ABD, Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya gibi büyük gelişmiş ülkelerde bozulma sürecinin devam ettiğini anlattı.



Bu durumun doğal bir sonucu olarak uluslararası otoritelerin ekonomik büyüme konusundaki olumsuz beklentilerinin de had safhalara ulaştığına işaret eden Bilgin, 2009 yılı için söz konusu ülke ve birliklerde negatif ekonomik büyüme olasılığının kesinleştiğini söyledi.



Bilgin, reel ekonomi için oldukça önemli olan enflasyon baskısının, bu dönemde uygulanan para politikaları sonucu değil, petrol ve emtia fiyatlarındaki ani ve hızlı düşüş nedeniyle yerini dezenflasyonist sürece terk ettiğini de kaydetti.



Krizin ikinci ve Türkiye'yi de ilgilendiren boyutunun finansal boyut olduğunu belirten Bilgin, finansal boyut ile ilgili olarak son likidite verme merci olan Merkez Bankalarının ellerini, gerek politika faizlerini düşürme kabiliyeti, gerekse yüksek likidite enjeksiyonu yapabilme yönüyle kuvvetlendirdiğini anlatan Bilgin, şöyle devam etti:



"Örneğin, ABD, Almanya, Avustralya, Güney Kore, Kanada gibi ülkelerin, krizin başladığı günden bugüne kadar muhtelif programlar çerçevesinde piyasaya verdikleri toplam fon miktarı, Merkez Bankaları aracılığıyla 3.8 trilyon dolardır. Buna limitsiz olarak açılan kredi imkanlarını ve kredi linelarını dahil etmiyoruz.



Ancak, bütün bunlara rağmen halihazırda dünya finans sektöründe, bankacılıkta 803 milyar dolar, sigortacılıkta 151 milyar dolar, mortgage finans şirketlerinde 114 milyar dolar olmak üzere, toplam 1 trilyon 68 milyon dolarlık zarar yazılması önlenememiştir. Söz konusu zarara karşı yapılan sermaye artırımları ise 982 milyar dolardır. Bu noktada gösterilen tüm gayretler, tüm çabalar, kredi piyasalarına etki göstermemekte ve piyasada bir türlü hareket başlamamaktadır. Gerek büyük bankaların CDS'leri, gerekse kurumsal CDS seviyeleri (CDS-Credit Default Swaps- bir ülkenin borçlarını ödememe olasılığına karşı alınan sigortaya ödenen prim) ile ülkelerin Hazine getirileri arasındaki farklar hala rekor seviyelerdedir. Bir anlamda tansiyonun boyutu hala yüksektir."



Bilgin, yeni bir Varlık Fiyat Balonu oluşturulduğunu da belirterek, bu balondaki ana oyuncunun ise devlet kağıtları olduğunu, özellikle ABD'de oluşan bu yeni balonun yapılması planlanan mali teşhis ve kurtarma planları sonrasında daha da şişeceğini ve bundan sonraki en büyük finansal kırılganlığın şirket batmaları değil, ülke hazinelerine olan güvenin sarsılması şeklinde kendini göstereceğini sözlerine ekledi.



Toplam kredilerin yüzde 29'unun yabancı para cinsinden olduğunu, 70 milyar doları bulan bu tutarın yüzde 65'inin (yaklaşık 45 milyar dolar) Türk bankalarının offshore şubelerinden kullandırıldığını kaydeden Bilgin, şöyle konuştu: "Bu operasyonun temel sebebi ise yurtiçinde ihracatçı olmayanlara döviz kredisi kullandırılmasının yasak olması. Reel sektörün yurtdışından borçlanmasından, bunun riskinden bahsederken ve resmi tam olarak göremezken, neden Türk bankalarının ülke içinde belli koşullar dahilinde yabancı para kredi vermesinin önünü açmıyoruz? Neden offshore şubeler üzerinden kredileri kullandırmak zorunda bırakılıyoruz? Temennimiz, dış finansmanın azaldığı bir dönemde yurt içinde de döviz kredisi verme koşullarının bir miktar genişletilmesidir."





"2008 SON ÇEYREKTE BİREYSEL KREDİLERDE GERİLEME VAR"


Bilgin, 2008'de kullandırılan 368 milyar TL kredinin yüzde 44'ünün kurumsal ve ticari, yüzde 32'sinin bireysel, yüzde 24'ünün KOBİ kredilerinden oluştuğunu ifade ederek, kurumsal ve ticari kredilerin 1 yılda yüzde 44, bireysel kredilerin yüzde 23 ve KOBİ kredilerinin ise yüzde 13 artış gösterdiğini kaydetti.



Bireysel kredilerin toplam kredilerin üçte 1'ini oluşturduğuna dikkati çeken Bilgin, bireysel kredilerde 2008 yılı toplamında yüzde 23 artış gerçekleşmiş olmasına karşın Eylül 2008 sonrasında bir gerilemenin söz konusu olduğunu belirtti.



Bilgin'in verdiği bilgiye göre, bireysel kredilerde ilk sırada konut, ikinci sırada kredi kartları, üçüncü sırada da ihtiyaç kredileri yer aldı. 23 Ocak 2009 tarihi itibariyle konut kredileri 39 milyar TL, kredi kartları 34 milyar TL, ihtiyaç kredileri 33 milyar TL'yi buldu.





"TÜM KREDİLERDE TAKİP ORANLARI ARTABİLİR"


Tevfik Bilgin, tüm kredilerin ortalama takip oranının 23 Ocak 2009 tarihi itibariyle yüzde 3,8 olduğunu, takibe dönüşüm oranı en yüksek alanın yüzde 7 ile kredi kartları olduğunu söyledi. Bu oranın taşıt kredilerinde yüzde 6,2 seviyesinde bulunduğunu kaydeden Bilgin, şu bilgileri verdi:



"Bireysel kredilerde, 2007 yılı sonunda takipteki müşteri sayısı 1 milyon 338 bin iken, 2008 sonunda 2 milyon 170 bin kişi oldu. Takibe düşen kişi sayısı yüzde 62 arttı. Takibe dönüşüm oranı düşük kalmasına rağmen, takibe düşen kişi sayısındaki yüzde 62'lik artışın temel sebebi; özellikle kredi kartlarına 2008 yılında eklenen yeni kart borçlularıdır. 2008 başında kredi kartı takipteki müşteri sayısı 1 Milyon 86 bin iken, 2008 sonunda, bu, 1 milyon 564 bin kişiye ulaşmıştır (eklenen 478 bin kişi).



Takipteki kişi sayısı konut kredisinde 10 bin, taşıt kredisinde 28 bin, ihtiyaç kredisinde 268 bin, diğer bireysel kredilerde 366 bin, kredi kartında 1 milyon 564 bin olmak üzere toplam 2 milyon 170 bin bireysel kredi müşterisi takip hesaplarında izleniyor.



Ekonomideki daralma, işsizlikteki artış gibi nedenlerle genel olarak tüm kredilerde ama özelde bireysel kredilerde takip oranlarının artması muhtemeldir."





"KRİZİN TEMEL SEBEBİ AŞIRI BORÇLULUK"


İngiltere, ABD, Güney Kore gibi diğer ülkelerde, bireysel kredilerin GSMH içindeki payının, Türkiye ile karşılaştırılamayacak kadar yüksek olduğuna dikkati çeken Bilgin, "Aslında krizin ve kurtarma paketlerinin temel sebebi de bu aşırı borçluluk oranıdır. Halkımızın borçluluk düzeyi diğer ülkelerle karşılaştırıldığında dengeli düzeydedir" dedi. Bilgin, bugün 71 milyon kişi içinde konut kredisi kullanan kişi sayısının sadece 785 bin olduğuna işaret etti.



Bireysel kredilerin sabit faizli olduğunu ve kredi kullanan müşterilerin önemli bir bölümünün oldukça uygun faizlerle borçlandığını belirten Bilgin, "en riskli alanın kredi kartları olduğunu" vurguladı ve şöyle devam etti:



"Geçmişte hem bankalar hem de tüketicilerin kredi kartındaki yanlışlıklarını saymak istemiyorum. Krizin en şiddetli dönemlerinde kredi kartlarındaki takibe dönüşüm oranı yüzde 7'ler düzeyine ulaşmıştır. Önümüzdeki aylarda özellikle kredi kartlarındaki takibe dönüşüm oranının bir miktar daha yükselmesi beklenebilir."





"YEN İLE KREDİ VERMEYE ÇALIŞAN BANKALAR ŞİMDİ NE DÜŞÜNÜYOR?"


Bilgin, 2008 Ağustos ayında bile Japon Yeni ile bireysel kredi pazarlaması yapan bankalar bulunduğuna dikkati çekerek, "Hayatında Japon Yeni görmemiş kişilere, faiz oranı düşük/yıllardır yükselmedi diyerek Yen kredi vermeye çalışan bankalarımız, şimdi Japon Yeni yaklaşık yüzde 70 yükseldiğinde ne düşünüyorlar acaba?" sözleriyle tepkisini dile getirdi.



Bankacılara seslenen Bilgin, "Toplumdaki kredi ahlakının yerleşmesinde sizin de rolünüz var. Kendinizin kullanmadığı, riskli gördüğü enstrümanları bu halka pazarlamayın. Bu bakımdan kriz dönemi, hem kredi kartı hem de sair krediler bakımından önemli derslerin çıkarıldığı bir dönem. İnşallah hafızamız bunları kalıcı olarak muhafaza eder" dedi.



Son 5 ayda takipteki en hızlı gelişimin KOBİ kredilerinde yaşandığını ve bu oranların, 2009 yılında da kademeli olarak bir miktar daha artacağını tahmin ettiklerini belirten Bilgin, "Burada son dönemlerde çok hızlı büyüyen, ne pahasına olursa olsun pazar payı diyen ve dolayısıyla marjinal müşterilere yoğun olarak açılmış bankaların batık kredi tutarlarının diğer bankalara göre daha yüksek olması muhtemeldir. Bu bankalar için kriz, aslında durup, kendilerine gelmeleri için iyi bir fırsat oluşturmuştur" dedi.





ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE EN BELİRGİN RİSK KREDİ


Bilgin, 2009 yılına ilişkin olarak da, "Önümüzdeki dönemde belirgin olarak ortaya çıkacak riskin kredi riski olacağını biliyoruz. Bu alanın üzerinde dikkatle duruyoruz. Bankaların aktif kalitesi tek tek izlenmelidir. Tahminlerimiz bankaların takipteki kredilerinin artacağı yönünde" değerlendirmesinde bulundu.



Sektör olarak birçok riskle birlikte yaşadıklarına işaret eden Bilgin, bankacılığı aslında bir "risk alma sanatı" olarak tanımladı. Kur riski, likidite riski, faiz riski, ülke riski, ana merkez riski, kredi riski, mevzuat riski vs gibi pek çok riskle beraber yaşadıklarını belirten Bilgin, bu risklerin hiçbir zaman yok olmadığını, esasında bunların hepsinin birbirleriyle az ya da çok etkileşim içinde olduğunu söyledi.



Ancak önümüzdeki dönemde belirgin olarak ortaya çıkacak riskin kredi riski olacağını bildiklerini ifade eden Bilgin, "Bu alanın üzerinde dikkatle duruyoruz. Bankaların aktif kalitesi tek tek izlenmelidir. Tahminlerimiz bankaların takipteki kredilerinin artacağı yönündedir. Artışın şiddeti mevcut krizin ne kadar süreceği, pazarın ne zaman hareketleneceği ve bankaların kredi portföylerinin kalitesi ile doğrudan orantılıdır. En önemli risk, riskin farkında olmamaktır. Bankalarımızın gerçek resmi, muhtemelen 2009'un 6. ay sonuçlarıyla ortaya çıkacaktır" diye konuştu.


Bilgin, 2009 yılına ilişkin diğer öngörülerini şöyle sıraladı:



"Gelecek aylar dünya finansal mimarisinde değişikliklere gebedir. Bu değişimde kesin olan denetimin şiddetinin artacağıdır. Ancak aşırı denetim, bankacılığı ve yeni enstrümanları öldürmemelidir.



Önümüzdeki aylarda bazı bankalarımız konumlarını tekrar değerlendirebilirler. Bankaların münferiden sorunlarını en iyi o bankanın yöneticileri ve sahipleri bilir. Sorun varsa, sermaye koyacak güç de yoksa, yol haritasını hızla değiştirmek en güvenli çözümdür.



Sistemin genel sağlığını koruyacak her çözümü önce biz destekleriz.



Ülkenin daha tam anlamıyla değerlendirilememiş potansiyeli ile Türk bankacılığı yeni yüzlerle tanışabilir. Bu konudaki şartımız ise yeni yüzlerin sisteme bir şeyler katabilecek güçte ve itibarda olmalarıdır. Nitekim lisans konusundaki hassasiyetimizin doğruluğu bu dönemde test edilmiştir.



Türkiye'deki krizin bu sefer nedeni bankalar değildi. Çözümde elbette ki katkıları olacak ve olmalı ama nihai çözümü bankalarda aramak çözümü göz ardı etmek anlamına gelebilir."



Kaynak: AA


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar