elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

NÜKLEER “ALTERNATİF” Mİ ? |
Nükleer' e Hayır Mı ?

Dünyanın gündemindeki enerji konusu her geçen gün önemini arttırıyor. Fosil yakıtların sınırlı sayıda olması ve küresel ısınma gibi problemlere çare olarak alternatif ve çevreci enerji kaynakları araştırılıyor. Peki bunların arasında nükleer enerjinin konumu ne ?



A- A+
18.03.2011 tarihli yazı 5933 kez okunmuştur.

Sanayi Devrimi ile başlayan endüstrileşme hamlesi, makineleşme sürecini beraberinde getirir. Makinelerin çalışması için gereken en temel bileşen, onun çalışmayı başlatması ve bir ürün elde etmesi için kullanacağı enerjidir. Bu enerji, sanayinin gelişmeye başladığı dönemlerde demir ve kömür hammaddeleri tarafından elde ediliyordu.
 

Zaman ilerledikçe pazarın büyümesi ve üretilen ürün için harcanan enerjinin artması, kullanılan hammaddelerin geri gelmemesi ve var olanların karbondioksit salınımını arttırdığının tespit edilmesi, yeni enerji kaynaklarına yönelimi de beraberinde getirdi. Bu kaynakları güneş enerjisi, doğal gaz enerjisi, rüzgâr enerjisi, nükleer enerji, jeotermal enerji, biyokütle enerjisi, biyoyakıt enerjisi olarak sıralayabiliriz.


Yazı dizimizin bu bölümünde, Türkiye'den ve dünyadan uzman kişi ve kurumların raporlarına dayanarak nükleer enerjinin zararlarına ve dezavantajlarına değinmeye çalışacağız.


Nükleer Enerji Çevre Dostu Mu?


Nükleer reaktörlerin iklim değişikliğine ve karbondioksit emisyonuna bir çare olduğu görüşü, aslında bu enerjinin üretimdeki son aşamasına dayandırılarak söylenmiş bir sözden ibarettir. Almanya'da geliştirilen bilgisayar simülasyonları ile hammaddenin çıkarılmasından başlayarak bütün nükleer çevrim sırasında harcanan enerji ve bu enerjinin harcanması sırasında ortaya çıkan karbondioksit miktarları hesaplanabiliyor. Bu simülasyon raporlarına göre; bir reaktörde 1 GW elektrik üretebilmek için, yaklaşık 650 bin ton maden çıkarmak gerekiyor. Bu madenin çıkarılması için kullanılan araç-gereç ise genellikle dizel veya doğal gaz kullanıyor.

 


 
Maddenin çıkarılması sırasında sadece bir reaktörün bir senede ürettiği elektriği karşılayabilmek için 3559 ton karbondioksit salınıyor. Bu işlemler için toplamda yaklaşık 10-12 GWh enerji gerekli. Buradan çıkan maden, öğütülme sistemlerine gittiği zaman bu işlemler sırasında 5766 ton karbondioksit ortaya çıkıyor. Bu işlem için de yaklaşık 16,5 GWh'lik elektrik enerjisi gerekiyor. Bundan sonra işletme ve çevirme tesislerine gidiliyor ve buradaki işlemler sırasında yine 24.636 ton karbondioksit ortaya çıkıyor. Bu aşamadaki işlemler için de 83 GWh enerji gerekiyor.

Bundan sonra zenginleştirme kısmına geliniyor; çünkü madenden çıkan uranyum-235'in yakıt olarak kullanılabilmesi için en az %3 kadar zenginleştirilmesi gerekiyor. Bu süreçte de 250.443 ton karbondioksit atmosfere salınıyor ve gerekli enerji miktarı 289 GWh'e ulaşıyor. Bu zenginleştirme işlemi bittikten sonra, yakıt üretme fabrikalarında yapılan işlemlerde 11.259 ton karbondioksit ortaya çıkıyor. Bu iş için de gerekli enerji miktarı 7000 GWh civarında. Sonra bu yakıt çubukları reaktöre giriyor, reaktörlerin çalışması sırasında besleyici dizeller, diğer araç ve gereçlerin ortaya çıkardığı karbondioksit hesaplanamıyor.


Buradan bir senelik elektrik üretimi sonunda, yanan yakıt çubuklarının soğutma havuzlarında en az 5 yıl soğutulması için gereken enerji miktarı ve ne kadar karbondioksit çıktığı da henüz hesaplanamıyor. 5 veya 10 yıl sonra soğutma havuzlarından yakıt çubukları çıkarılır ve yeniden işleme tesislerine giderse, yakıt çubuklarının içerisindeki nükleer silahlar için gerekli olan plütonyum-239'u ayrıştırmak için gerekli işlemlerde harcanan elektrik miktarı 3 GW' tır. Bu müddet içerisinde çevreye 125.260 ton karbondioksit salınıyor.
 

Atıkların, havuzlardan alındıktan ve plütonyum-239'u ayrıştırıldıktan sonra çevreden izole edilmesi gerekiyor. Bu atıkların çevreden izole edilmesi için yeraltında yapılan izolasyon tünellerine şu anda harcanan para Amerika'da 9 milyar $. Ortaya çıkan karbondioksit şu anda hesaplanamıyor.
 

1995'te Amerikan hükümetinin yaptığı çalışmalara göre 1 ton atığın çevreden izole edilmesi için yaklaşık 300 bin dolar gerekiyor. İngiltere'de olan bir gelişme bununla yakından ilgili;
 

İngiltere hükümeti ellerindeki 24 tane reaktörü satmaya karar verdi, fakat hiçbir özel sektör bu reaktörleri almak istemedi, çünkü atık problemi vardı. Böylece İngiltere hükümeti iki yeni kuruluş meydana getirdi, bunlardan biri nükleer reaktör atıklarını izole etmekle sorumlu bir departmandı. Bu departmanın bütçesi 84 Milyar Sterlin. Bunların hepsini üst üste koyunca, bir nükleer çevrim sırasında, bir reaktörün bir senede 1 GW elektrik üretmek için gerektiği ortaya çıkıyor (bu toplama hesaplanamayanlar hariç). Çevreye salınan karbondioksit miktarı 300 bin ton. Dolayısıyla nükleer enerjinin, yenilenebilir enerji kapsamında sayılırken bir daha düşünülmesi gerekebilir.
 

Şunu ayrıca bilmek gerek "Nükleer reaktörlerin çevrimi sırasında şu kadar gram karbon açığa çıkıyor.' denir; ancak gerçekte burada, karbon çıktıktan sonra okside olduğu an 3.6 ile çarpmanız gerekir, bu gerçek karbondioksit miktarını verir.
 

Madenin çıkarılmasından başlayıp tesislerin sökülmesine kadar giden çok uzun ve çok masraflı bir süreçten bahsediyoruz. Tabii bir de bu olayın çevre tarafı var. Bu nedenler göz önüne serildiğinde nükleer reaktörler sigorta edilemez, satın alınmamaz, hatta devlet garantisi de verilmez. MIT'den Profesör Moniz başkanlığında 2003 yılında yayınlanan tarafsız raporun son cümlesine baktığımızda; "Nükleerin enerji kaynakları seçeneğinin, halkın güvenliği, atık sorunlarının çözümlenmesi veya nükleer silah yapımına ortam hazırlaması açısından özel bir konumu vardır. Nükleer enerji bu özelliklerine ek olarak en pahalı kaynaktır ve bu nedenle de nükleer gücün ivedilikle Rönesans başlatması olanaksızdır." Yine Chicago Üniversitesi'nin hazırladığı raporda da aynı sonuçlara varılmıştır. Bu raporlar doğrultusunda Amerikan hükümetinin 2013 yılına kadar niye nükleer enerji yatırımlarına borç vermediği anlaşılmaktadır.


ABD'de bugüne kadar, Nükleer Denetleme Komisyonu'nun (NRC) kayıtlarına göre, felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Japonya'da 1992 yılında tam 20 tane önemli kaza rapor edilmiştir. 1992 yılında Rusya, uluslararası kuruluşlara 205 kaza rapor etmek mecburiyetinde kalmıştır. İngiltere'de ise gizlenen ve sonra ortaya çıkarılan 17 ciddi nükleer kaza yaşanmıştır. Daha uzatabilecek bu veriler şunu gösteriyor: Nükleer santrallerde kazalar sık rastlanan bir durumdur. Bu kazaların sebep olabileceği sonuçlar açısından en yakından bilinen Çernobil'e bakabiliriz. Çernobil'de yaşanan radyasyon sızması sırasında 31 kişi öldü. Fakat Ukrayna Çevre Bakanı Dr. Yuri Scherbak, 1992'de yaptığı açıklamada, ülkesinde 1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketi sebebiyle 6 bin kişinin öldüğü ve ölü sayısının 40 bine varacağını, ayrıca yüz binlerce insanın da kansere yakalanacağını söylemiştir. Ukrayna ve Rusya dışında, başta Türkiye ve Kuzey Avrupa olmak üzere milyonlarca insan ve hayvan etkilendi, onbinlerce kilometrekare toprak kirlendi.


Peki, Türkiye enerji ihtiyacını hangi kaynaklarla karşılayabilir?


Marmara Üniversitesi (MÜ) Enerji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Tanay Sıdkı Uyar'ın sözlerine kulak verelim:
 

'Türkiye'nin toplam elektrik enerjisi ihtiyacını rüzgârdan sağlayacak kadar potansiyeli var. ABD'de bir milyon, Avrupa'da 500 bin çatı, güneş enerjisini kullanıyorsa, Türkiye'de bu sistemden çok daha fazla yararlanma şansı vardır. Marmara Üniversitesi Enerji Anabilim Dalı öğretim üyeleri ve öğrencileriyle, Türkiye enerji, ekonomi, çevre, entegre karar destek modelini oluşturuyoruz. Önümüzdeki 30 yıl içinde Türkiye'nin hangi enerji sistemlerinin kullanabileceğini araştırıyoruz. Bu modelin mevcut enerji politikalarından farkı, çevreyi en az kirleten ve maliyeti en düşük olan enerjinin kullanımını öngörmesi. Yenilenebilir enerjinin kullanımıyla ne nükleer santrale ne de fosil yakıtlara ihtiyaç kalmayacak. Meslek odalarının, bilim insanlarının, öğretim üyelerinin yapması gereken, ileride büyük bedellere neden olabilecek nükleer santraller konusunda bir tartışma başlatmak."
 

MÜ Enerji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, fosil yakıtların yarattığı sera gazı etkisi ve küresel ısınmaya da dikkat çekmektedir. Türkiye'nin enerji açığı olup olmadığı, nükleer santrale ihtiyaç duyulup duyulmadığı konularında sorulan sorulara şu yanıtları verdi:
 

Türkiye'nin enerji ihtiyacında dışa bağımlı olduğu ve nükleer santrale mutlaka ihtiyaç olduğu yolundaki açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin enerji açığı var mı?
 

Enerji kullanımı derken, ulaşım, konut, sanayi ve tarımda ne kadar enerji kullandığınız, bu enerjiyi kullandığınız alet ve makinelerin ne kadar enerji tükettiği akla gelir. Evinizde daha çok enerji tüketen buzdolabını kullanırsanız, daha çok enerji harcarsınız.
 

Pek çok ülke daha az enerji harcayan teknolojiler kullanırken, küresel sermaye eski teknolojileri satmaya çalışıyor. Ne kadar enerji kullandığınız; ihtiyacınız dışındaki enerjinin etkin kullanılıp kullanılmadığını tartışmanız gerekiyor. Yedi buçuk milyon dolara düşük enerji tüketen ampulleri üreten bir fabrika kurarsanız ve örneğin İstanbul'da ücretsiz dağıtırsanız, dört buçuk milyar dolar maliyetli bir kömür santrali yapmaktan kurtulursuz. Böylece daha az insan kanser olur, kanser tedavisine daha az para ayırırsınız.
 

Türkiye'nin bir önceki hükümet döneminden başlayarak yaptığı doğalgaz antlaşmaları 30 yıla varan, uzun vadeli antlaşmalardır. Türkiye, ileriki yıllarda ihtiyacı olmadığı halde doğalgaz alıp, borç ödüyor gibi gözükmemek için, doğalgaz kullanımını desteklemek durumundadır. Bu da, enerjinin etkin kullanımından çok, daha çok doğalgaz tüketiminin yollarının araştırılması anlamına geliyor.
 

Türkiye, Avrupa ülkelerine daha az enerji tüketen ev aletlerini pazarlıyor. Yani gerekli teknolojiye sahiptir. Ancak daha az ve temiz enerji kullanmak, kısa ve uzun vadede o ülke için yararlıyken, enerji politikaları, petrol şirketlerinin, nükleer teknoloji uzmanlarının, doğalgaz üreticilerinin kendi çıkarlarına göre düzenleniyor.


Petrol ve kömür gibi fosil yakıtların çevre ve insan sağlığına zararı var mı?

Petrol, kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlar yandıktan sonra karbondioksit açığa çıkarıyor ve atmosferde sera etkisi yaratarak dünya ısısının artmasına neden oluyor. Doğalgaz kokusuz ve renksiz olması nedeniyle, akciğerlerin koruma mekanizmalarından daha kolay geçerek nitrik aside dönüşüyor. Ayrıca dünyadaki fosil yakıtlar önümüzdeki yıllarda tükenecek.


Dünyada nükleer enerji kullanımı ne kadar yaygın? Enerji Bakanı Güler, nükleer santral konusunda diğer ülkelerle yarışa gireceklerini söylüyor.

Nükleer santralde de eski, çöp olarak adlandıracağımız teknolojinin diğer ülkelere pazarlanması söz konusu. Avrupa'da ve dünyada artık nükleer santral yapımı durmuş durumda. Başta Almanya olmak üzere pek çok ülke santralleri kapatmaya çalışıyor. Türkiye gibi Avrupa Birliği'ne uyumdan söz eden, gelişmeyi hedefleyen bir ülkeyseniz, en az çevreyi kirleten, doğaya en çok uyum sağlayan, az maliyetli teknolojilerin kullanılması gerekiyor. Bu maliyetlere toplumsal maliyetler de dahil. Çevreyi kirleten bir teknolojiyi satın aldığınızda, kanser ilaçlarına da müşteri oluyorsunuz. Hem o çöpü alıyor, hem de pisliğini temizlemenin bedelini üstleniyorsunuz.


Türkiye nükleer santral kurmaya karar verdikten sonra, güvenlik altyapısı, bakım, kontrol gibi konularda sürekli teknoloji almak zorunda kalacak. Pazar değeri olmayan eski teknolojinin bu şekilde satılması, diş doktorunun lokanta açıp, müşterilere taşlı pilav vermesine benziyor. Tabii burada yeni santrallerin kurulması, diğer ülkelerdeki santrallerin kapanmasından dolayı işsiz kalan mühendislere de iş imkânı sağlıyor. Nükleer enerjinin Çernobil'deki kazayı da düşünürsek tehlikesi çok daha fazladır. Bu nedenle güvenliğinin sağlanması için yapılan harcamalar, santral kurma maliyetlerini katlıyor.


Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Erhan Karaçay da Elektrikport'a verdiği röportajda nükleer enerji ile ilgili görüşlerini aşağıdaki gibi açıkladı.


Kyoto protokolüne uyum sürecinde Türkiye, karbon emisyonunu azaltabilmek için ne tür alternatifler denemelidir? Nükleeri bunlar içinde sayabilir miyiz? 


Enerji sektörü, ekonomik, siyasi ve yaşamsal bir öneme sahip faaliyet alanıdır. Neo-liberal politikalarla birlikte ülkemizin yeraltı–yerüstü enerji kaynakları piyasalaştırılmaya başlanmış, çokuluslu tekelci sermayenin talanına açılmıştır. Bu noktada kamu şirketleri parçalanmış, uluslararası anlaşmalar imzalanmış ve 2001 yılından itibaren enerji piyasası yasaları çıkarılmıştır.
 

Ülkemiz dünyanın en çok enerji kaynaklarına sahip bölgeleri olan Ortadoğu, Kafkasya ve Rusya'ya; ayrıca AB gibi artan enerji ihtiyacı olan bir emperyalist birliğe komşudur. Bu yüzden enerji sektöründeki bölgesel gelişmeler ülke ekonomisini ve siyasetini doğrudan etkilemektedir. İşgaller, gerilimler ve diplomatik hamleler birbirini izlemektedir. Türkiye egemenleri de bu noktada ülkemize 'enerji koridoru' olma gibi bir misyon yüklemişlerdir.

Enerji sektörü deyince ilk akla gelen elektrik enerjisidir. Çünkü var olan enerji kaynakları büyük oranda elektrik enerjisi üretimi için harcanmaktadır. Elektrik enerjisi, sanayinin en önemli girdisidir. Ayrıca ısınma, ulaşım, aydınlanma vb. gündelik hayatın vazgeçilmez bir kaynağıdır. Elektrik enerjisi sektörünün piyasalaştırılması sürecinde günümüze kadar birçok aşama kaydedilmiştir. Bugün sektör bir geçiş sürecindedir. Bu geçiş sürecinde devlet, elektrik enerjisinin tamamen özelleştirilmesi, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve ülkemiz yeraltı–yerüstü enerji kaynaklarının lisans alan şirketlere (tekellere) açılması noktasında bir politika izlenmektedir.
 

Kyoto Protokolü önemli bir konsensüs olmakla birlikte tek başına dünyanın çevresel ve yaşamsal sorunlarını çözmekte yeterli değildir. Çünkü yaşadığımız evrende çevresel koşullarla birlikte diğer yaşamsal ihtiyaçları da birlikte gözetebilmek ve tarihsel olarak bir doğa-insan savaşı olan bilimsel teknolojik gelişmeleri sürdürülebilir bir dengede tutmak gerekmektedir. Salt enerji ihtiyacına ya da salt çevresel etkilere odaklı bir makro politikanın sürdürülebilmesinin imkanı görünmemektedir.
 

Kyoto Protokolü doğrultusunda karbon emisyonunu azaltmak için birçok yol denenebilir. Petrol ürünlerinin tüketimin azaltılması, karbon salınımı konusunda sabıkalı teknolojilerin iyileştirilmesi vs. gibi bugünkü teknolojik gelişim içinde mümkün olan birçok iyileştirme prosesi kullanılabilir. Ama bu tekniklerden biri nükleer santral kurulması değildir. Çünkü teknolojinin bugünkü seviyesi karbon emisyonunu azaltma konusunda birçok olanağa sahiptir ama nükleer atıkların yok edilmesi ya da nükleer kazaların ölümcül etkilerinin engellenmesi konusunda hiçbir kalıcı gelişime sahip bulunmamaktadır.


Elektrik Mühendisleri Odası, Nükleer santral inşasına karşı kurumların başında geliyor. Bunun sebeplerini kısaca açıklar mısınız?


Elektrik Mühendisleri Odası diğer bütün nükleer karşıtı güçlerle birlikte yıllardır her türlü nükleer santral inşasına karşı mücadele etmektedir. Odamızın bu mücadelesi bir enerji seçeneğine karşı kökten kapalı olmak ya da teknolojik gelişmelere direnmek biçiminde salt çevreci kaygılarla sürdürülen bir tutum değildir. Odamızın nükleer santral karşıtlığının altında yatan temel neden ülkemizin birincil kaynaklarının kullanılmasına dayanan ulusal bir enerji politikası yaratılmadan, enerji çeşitliliği adı altında yüzde 75'lere ulaşan dışa bağımlı enerji politikalarından vazgeçilmeden, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yerli kaynaklarımızı verimli olarak kullanmayı önüne koymayan bir zihniyetten vazgeçilmeden kurulum ve işletim maliyete açısından pahalı, atık sorunu çözülmemiş, hammadde ve ara maddeler açısından dışa bağımlı, toplumsal kesimlerin mutabakatına dayanmayan bir enerji seçeneğini doğru bulmamaktadır. En son AKP hükümetinin, nükleer santral ihalesi mahkeme kararıyla iptal edilince Rusya ile devletlerarası anlaşma yolunu seçmesi başlı başına kabul edilemez bir yöntemdir. Bu yöntemin kullanılması ülkemizde nükleer santral inşasının bir gereklilikten değil, politik bir tercihten kaynaklandığının açık bir göstergesi sayılmalıdır. Henüz Çernobil kazasının ölümcül sonuçları bile yeterli olarak ölçülebilmiş ve tahribatı giderilmemiş iken ülkemizde yeni nükleer santral kurma girişimleri halkın geleceğinin ve iradesinin nasıl göz ardı edildiğini ortaya koymaktadır.


Türkiye enerji ihtiyacını hangi kaynaklarla karşılayabilir? Bununla ilgili araştırmalarınız bahseder misiniz?


Türkiye'nin enerji ihtiyacının kesintisiz, güvenilir, kaliteli ve ucuz bir biçimde karşılanabilmesi için öncelikle:


► Enerji kullanımının insanın en temel/doğal hakkı ve enerji tedarikinin de zorunlu bir kamu hizmeti olduğunun unutulmaması,


►Üretimden tüketime bir bütün olan enerjinin, ülkemize özgü koşullarda ve bütüncül bir anlayış içinde değerlendirildiği özerk ve dikey entegre kamusal - merkezi bir yapı içinde ele alınması,


►Enerji üretiminde ulusal ve yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilerek ülkemizdeki mevcut potansiyellerinin değerlendirilmesi,


►Rüzgar, güneş, jeotermal, biyogaz, biyokütle, hidrojen gibi enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi içindeki paylarının artırılması ve bu konuda ulusal teknolojiler oluşturmak üzere Ar-Ge çalışmalarına genel bütçeden yeterli bir pay ayrılması,


►Elektrik enerjisinde kayıp-kaçak tanımlarının ayrıştırılması ve kayıp ile kaçak elektrik kullanımının, gelişmiş ülkelerdeki oranlara düşürülmesi,


►Enerjinin verimli/etkin kullanımına yönelik projelerin desteklenmesi ile ulusal enerji tasarrufu bilincini oluşturmak üzere ilköğretimden başlayan eğitim programları hazırlanması,


►Türkiye hidrolik potansiyelinin iyileştirilerek tamamına yakı bir biçimde kullanılması,


►Enerji arz güvenliğinin, piyasa koşullarında oluşan ticari bir düşünceyle değil kamu hizmeti anlayışıyla devlet tarafından sağlanması için gerekli önlemlerin acilen alınması, geçmişteki sorunlu örnekler göz önüne alınarak, özelleştirme uygulamalarına son verilmesi,


►Enerjinin üretimi ve tüketiminde, enerji-çevre-insan ilişkisinin mutlaka gözetilmesi,


►Sektör hizmetlerinin 'kamu hizmeti' niteliğinin benimsenmesi ve bu anlayış içinde önceki uygulamalar ve yargı kararlan değerlendirilerek özellikle elektrik alanında ülke koşullarına uygun yeniden yapılanma modellerinin belirlenmesi,


►Tamamına yakını ithal edilmekte olan doğal gaza bağımlılığımız biran önce normal seviyelere (%15-20) indirilmesi ve buna paralel olarak ithalatın yapıldığı ülke sayısının da çeşitlendirilmesi,


►Yenilenebilir kaynak potansiyelimizin destek ve teşviklerle daha büyük ölçüde değerlendirilmesi, enerji tarımı olgusunun enerji politikalarına entegre edilmesi, Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ile ilgili orta ve uzun vadede tutarlı hedefler konulması, bu hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacak stratejiler oluşturularak yol haritalarının belirlenmesi, izlenmesi/denetlenmesi,
 

►Türkiye'nin bir enerji envanterinin çıkarılması, planlama, kamusal üretim-denetim ve yerli kaynak kullanımını reddeden özelleştirme ve serbestleştirme politikalarından vazgeçilmesi, kamunun yatırım yapabilmesi, yetişmiş ve nitelikli insan gücümüzün özelleştirme uygulamaları ve politik müdahalelerle tasfiye edilmemesi, enerjinin üretimi ve yönetiminde en temel unsur olan insan kaynağımızın eğitimi, istihdamı v.b. konuların enerji politikalarının temeli olması,


►4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun iptal edilmesi, kamunun enerji yatırımı yapması önündeki engellerin kaldırılması, Ülke'nin, tüm olaylara bilim ve toplumsal çıkarlar penceresinden bakan, buna uygun düşünen ve üreten insanlarının içinde yer aldığı TMMOB ve EMO örgütlülüğünün, çeşitli eylem ve söylemlerle kamuoyuna sunduğu 'Enerji Raporları'na, hak ettiği değerin verilerek, ülke enerji politikalarının hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.



NÜKLEER ENERJİ NEDİR ?


NÜKLEER ENERJİYE EVET Mİ ?



Selçuk TOPRAK / ELEKTRİKPORT
 


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar