elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

KOBİ'lerin Ar-Ge merkezi TÜBİTAK

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gıda Enstitüsü, krizde rakiplerine fark atmak isteyen küçük ve orta ölçekli işletmelerin ilgi odağı oldu.



A- A+
09.02.2009 tarihli yazı 1348 kez okunmuştur.

Proje başvurularında azalma değil artış yaşanıyor. Enstitü Müdürü Güner Özay, firmalara çok uygun şartlarda ar-ge imkanları sunduklarını söylüyor.





Aylar boyunca dayanabilen doğal yoğurt, toprağa atıldıktan bir iki hafta sonra kendi kendine yok olan biyoambalaj, suda eriyen siyah çay, fındık ve portakal likörü, tuzsuz ve düzgün yüzeyli zeytin... Her yıl birbirinden farklı birçok ürünü girişimcilerin beğenisine sunan Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK) Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gıda Enstitüsü, krizi fırsatı çevirmek isteyen küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) ilgi odağı oldu. Gıda sektöründe rakiplerine fark atmak isteyen işletmelerin proje başvurularında artış olduğunu söyleyen TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Güner Özay, "Normalde kriz ortamında bu tür projelerin iptali beklenir. İptal yok. Aksine daha yılın başındayız. Birçok yeni proje için başvuru aldık" dedi.



Referansları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri için uzun süre dayanıklı yemek ve ekmek projesinin de bulunduğu enstitü laboratuvarlarının bugünlerde yoğun mesai yaptığını anlatan TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Güner Özay, her yıl ortalama 40 proje üzerinde çalıştıklarını ve buna her yılın başında 15 civarında yeni projenin eklendiğini söyledi. Bu sayının giderek arttığını belirten Özay, kriz durgunluğunun yeni ürün geliştirme konusunda önemli fırsatlar yarattığını diye getirerek, proje geliştirmek isteyen şirketlere çeşitli avantajlar sağladıklarını söyledi. Özay, "Sahip olduğumuz alt yapı ve teknoloji nedeniyle firmaların araştırma ve geliştirme masraflarını minimum düzeyde tutuyoruz. Firmalara çıkardığımız fatura genellikle personel ve sarf malzemeleri ile sınırlı oluyor. Ödemeler konusunda da çok esnek davranıyoruz" diye konuştu.



Enstitü kapsamındaki tüm araştırmaları büyük bir gizlilik esasına dayanarak yürüttüklerini anlatan Güner Özay, "Bazı projelerin ismini bile kodluyoruz. Çünkü projenin ismi bile o fikrin ortaya çıkmasına neden olabilir. Yaptığımız sözleşme kapsamında ürünü müşteriye teslim edinceye kadar bütün bilgiler biz de saklı kalıyor" diye konuştu.





Bozayı ihracata hazır hale getirecek


Özay'ın verdiği bilgilere göre Gıda Enstitüsü'nün son çalışmalarından biri boza ile ilgili. Henüz patentini almadıkları için ismini açıklayamadıkları bir firma için boza ile ilgili bir proje üzerinde çalıştıklarını anlatan Güner Özay, "Boza özellikle Türk tüketicisinin kış mevsiminde vazgeçemediği ve severek tükettiği bir içecek. Bugüne kadar üretim şekli nedeniyle dayanıklılığı sınırlı olan ürün bizim projemiz ile her mevsim tüketilir hale gelecek" dedi. Firmanın ürünü ihraç etmek istediği için böyle bir proje talebinde bulunduğunu anlatan Özay, "Firma, bugüne dek birçok ülkeden boza ihracatı konusunda teklif aldığı halde, ürünü ihraç edememiş. Proje bittiğinde boza artık ihracata da hazır olacak" diye konuştu.





Buluş niteliğinde projelerimiz var


Enstitüde geliştirilen son projelerin buluş niteliğinde olduğunu da söyleyen Güner Özay, konuya ilişkin şunları söyledi:



"Bunlardan en önemlisi biyo-bozunur ambalaj. Ürün, pet şişe ve benzeri plastik malzemelere alternatif olarak geliştirildi. Proje bir kaç adımda yürütüldü ve üretimde mikroorganizmalar veya tarımsal atıklar gibi farklı hammaddeler kullanıldı. Ürün, Uluslararası Buluşçular Federasyonu Birliği tarafından geçtiğimiz aylarda altın madalya aldı."



Biyoambalajın fikrinin tamamen enstitü personeline ait olduğunu söyleyen Özay, "Ürünü henüz firmalara sunmadık. Yakın dönemde firmaların beğenisine sunacağız" dedi. Uzun süre dayanıklı yoğurt projesinin ise sektöre damga vuracak bir çalışma olduğunu belirten Özay, "Bu ürün değil haftalar aylar boyunca bozulmadan raflarda kalabiliyor. Firma ve tüketici maliyetleri açısından son derece avantajlı. Ürünün en büyük özelliği ise, hiçbir katkı maddesi olmadan tamamen doğal kültürlerle bu özelliğin kazandırılmış olması. Tüketici hiçbir endişe duymadan satın alabilecek" diye konuştu.





Gıda sahtekarlarına kötü haber


Saf zeytinyağına ayçicek, kanola, fındık ve tereyağı karıştıranlar, kırmızı etin rengi ve ağırlığını değiştirmek için bradmix denilen kimyasal katanlara da kötü haberi var Özay'ın. Türkiye'de bugüne kadar analizi mümkün olmayan sahte gıdalar artık TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü'nde analiz edilebilecek. Enstitü kapsamında faaliyete başlayan nütrigenomiks araştırmalar laboratuvarı sahte gıdacılara göz açtırmayacak. Bu laboratuvarda ilk kez sahte ürünlerin analizinin çok kısa sürede mümkün olacağını söyleyen Güney Özay, laboratuvarın aynı zamanda genetik beslenme konusunda projeler geliştireceğini söyledi. "Nutrigenomiks bizim için çok yeni bir alan" diyen Güner Özay, "Dünyanın önde gelen enstitüleri ile yarışabilmek için bu laboratuvarı gecikmeden açmak zorunda idik" Türkiye'de olduğu kadar dünyada da çok yeni bir alan olan nutrigenomiks, gıdaların genetik kodlarla bağlantısıni ortaya koyan bilim anlamına geliyor.





Gıda uzmanları bu sefer Antalya'da buluşacak


TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü'nün öncülüğünde gerçekleşen Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi nisan ayında sektör uzmanlarını bir araya getirmeye hazırlanıyor. Bu yıl üçüncüsü gerçekleşecek kongrenin ana teması ise organik gıdalar olacak. Bu nedenle kongreyi Antalya'da yapmaya kara verdiklerini söyleyen Güner Özay, "Antalya tarımsal üretim konusunda önemli bölgelerimizden biri. Üretici ve uzmanların biraraya gelmesini istedik" dedi. İlki İstanbul'da ve ulusal çapta gerçekleştirilen kongre gördüğü ilgi nedeniyle geçtiğimiz yıl uluslararası düzeye taşındı. Her yıl 500 civarında katılımcı ile gerçekleşen kongreye bu yıl yoğun ilgi olacağını söyleyen Özay, katılım ikiye katlanabileceğini söyledi.



Kaynak: Referans