elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Türkiye Güneş’e Koşmaya Başlıyor mu?

Türkiye son yıllarda güneş enerjisinde kıpırdanmaya başladı. Bu kıpırdanma acaba bir şeylerin müjdecisi olabilir mi?



A- A+
08.03.2009 tarihli yazı 3883 kez okunmuştur.

Ülkemiz doğal kaynaklarının başında gelen güneşten bugüne kadar ya turizm amaçlı, ya da su ısıtma amaçlı olarak yararlandık, fakat yanlış politikalar ve kısa vadeli planlardan dolayı maalesef elektrik enerjisi üretmek için hiçbir yatırım yapmadık, ya da yapmayı düşünemedik.


Dünyada 1990'lı yıllarda yükselmeye başlayan ve 2000'li yıllarda hızlanan güneş enerjisinden elektrik elde etme fikri son 4-5 yılda her nedense güneşin çok daha az olduğu kuzey ülkelerinde gelişerek yatırımlara dönüştürüldü. Türkiye, İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan gibi Akdeniz ülkelerinin aldığı güneş enerjisine kıyasla %40 daha az enerji alabilen bu ülkeler, toplum ve sosyal sorumluluk bilinci, çevreye duyarlı olma ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakma düşüncesiyle fosil.


yakıtlar ve nükleer kaynaklar yerine güneş enerjisine yatırım yapmayı tercih ettiler. Almanya'nın 4.000 MW düzeyini yakaladığını ve ülkemizin halen ve sadece 1 MW'lar düzeyinde olduğunu göz önüne alacak olursak bu işte ne kadar geri kaldığımızı ve kaçan fırsatın ne kadar büyük olduğunu görebiliriz.



 


2007 rakamlarına göre Türkiye'nin kömür, petrol, doğalgaz ve hidroelektrik santrallerinden oluşan toplam kurulu gücü 42.400 MW olup, bunun karşılığında yaklaşık 197 TWh elektrik enerjisi üretilmiştir. Türkiye'nin 2015 yılında 350 TWh'lik bir enerji gereksinimi olacağı hesabıyla kurulu gücünü 80.000 MW'a çıkartması gerektiği görülmektedir, yani önümüzdeki 6-7 yılda mevcut kapasitesini neredeyse ikiye katlaması gerekmektedir. Bu arada mevcut kurulu gücümüzün %67'sinin yurt dışı kaynaklı hammaddeye ( petrol, doğalgaz ve ithal kömür ) dayanması nedeniyle sadece 2007 yılında 33 milyar $ tutarındaki dövizmiz yurtdışına gitmiştir.


2015 yılındaki 80.000 MW'lık kurulu gücün yine aynı mantıkla fosil yakıt kullanan sistemlerden oluşması durumunda bu bedelin 60 milyar $ bulacağı görülmektedir.


Ülkemiz bu kadar zengin mi? Döviz gelirimizin neredeyse 1/3'ünün yurtdışına çıkışına seyirci mi kalacağız? Paramızın israfını nasıl engelleyebiliriz? Artık bu soruların cevaplarını en kısa sürede vermemizin zamanı geldi, hatta geçiyor.


Evet güneş enerji sistemlerinin ilk yatırım maliyetleri çok yüksek, ortalama bir değerle fosil yakıtlı enerji sistemlerine göre 4 katına yakın bir ilk yatırım maliyeti söz konusu, fakat uzun vadeli bakıldığında buna rağmen daha avantajlı, nasıl mı?


Bakın size çok basit bir hesap yaparak bunu izah etmeye çalışayım.


Yukarıda da belirttiğim gibi ülkemizin önümüzdeki yıllar içinde 40.000 MW yeni enerji yatırımı yapması gerekiyor. Bunu fosil yakıt kullanan konvansiyonel sistemlerle yaparsa ilk yatırım maliyeti yaklaşık 100 milyar $, şayet güneş enerji sistemleri ile yaparsa 370 milyar $. Fosil yakıt kullanan 40.000 MW sistemin çalıştırılabilmesi için her yıl 33 milyar $ hammadde ithalatı yapılacak ve 8 yılda 264 milyar $ dövizi yurtdışına ödeyeceğiz. Buna karşın güneş enerji sistemlerinin her hangi bir hammadde gereksinimi olmadığı gibi işletme maliyetleri de neredeyse sıfıra yakın, yani hammadde alımı için dışarıya döviz ödemeyeceğiz. Sonuç olarak 8 yıllık bir perspektife baktığımızda fosil yakıtlı sistemlerin toplam maliyetinin 364 milyar $'ı bulduğunu görebiliyoruz, yani sistem 8 yılda başa baş noktaya geliyor, bundan sonrasında ise her sene 33 milyar $ cebimizde kalıyor. Resim bu ve gayet net, ilk yatırım pahalı, işletme maliyeti sıfıra yakın ve 8 bilemediniz 9 yıl sonra kazançlı duruma geçiyorsunuz.


Enerji Bakanlığımız bu resmi görüp gerçekten olumlu adımlar atmaya başladı, en azından iyi niyetini ve bir şeyler yapmak istediğini ortaya koyuyor, fakat bu çalışmalar maalesef çok yavaş gidiyor. Halen enerjinin alım bedeli belirlenmiş ve açıklanmış değil. Bildiğiniz gibi 5,5 c€/kWh olan bedelin 25 c€/kWh'e çıkartılacağı konuşuluyor. Destek süresi için önce 10 yıl dendi, yapılan fizibilitelerde bunun yeterli olmadığı görülünce şimdi 20 yıl konuşuluyor. 5346 sayılı kanunda yapılacak değişikliklerin ne zaman açıklanacağı merakla bekleniyor. Kaldı ki bu iki hususun uygulanması bile güneş enerjisinin kabul görmesi, yatırıma dönüştürülmesi ve yaygınlaşabilmesi için yeterli değil. Peki başka neler olmalı? Öncelikle yaklaşık 10-12 yıllık amortisman süresine eşdeğer bir kredi sisteminin olması gerekiyor.


İkinci olarak güneş enerji santralı kurarak şebekeye enerji basmayı ve bu işten para kazanmayı hedefleyen şirketlere gelir ve kurumlar vergisi muafiyeti getirilmesi gerekiyor. Örneğin Avrupa'nın birçok ülkesinde yapılan yatırımın %40'ı oranında vergi muafiyeti uygulanmaktadır.


Bu arada kanunda yapılacak değişikliklerle beraber teknik uygulamaların ve regülasyonların da ele alınması gerekecektir. Şebekeye enerji basma, harmonikler ve bence en önemlisi kullanılacak olan sistemlerin standartlara uygunluğu. Gerek PV modüller, gerekse şebeke invertörleri gibi elektronik ekipmanların IEC, EN, ISO vs gibi uluslar arası standartlara uygun olmaması durumunda ülkemiz bir PV hurdalığına dönebilir ve paramız yine çöpe gidebilir. Bu hususun devlet mekanizmaları tarafından kontrol edilmesi ve denetlenmesi de gerekmektedir.


Sonuç olarak enerji politikamızın yerli hammadde ve teknoloji içerecek şekilde yeniden belirlenmesi gerektiğini, bu gerekliliğin hayata geçirilmesindeki en önemli rolün devlete düştüğünü, devletimizin kamu ve özel kuruluşlar ile bireyleri teşvik ederek, destekleyerek ve hatta bilinçlendirerek bu yöne sevk etmesi gerektiğini söyleyebiliriz.


Evet bir şeyler değişmeye başlıyor ve değişecek, yeter ki bu projeyi bir sosyal sorumluluk bilinci ile ele alalım ve ulusça bu yolda ilerleyelim, belki 2015 yılında bizim de Almanya'daki gibi güneş panellerinden oluşan tarlalarımız olur.


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar