elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu Koordinatörü Adil Buyan - 2

Nükleer teknolojiye karşı üretilen tüm iddialara cevap veren NÜKTE (Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu) Koordinatörü Adil Buyan ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayına aldık.



A- A+
15.10.2010 tarihli yazı 4652 kez okunmuştur.

NÜKTE (Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu) RÖPORTAJI  2. BÖLÜM


Nükleer yakıtlar pahalı mı?

Hayır. Maalesef bu efsanedir, çünkü en ucuzu nükleer yakıttır. 1000 MW'lık bir nükleer santrale genelde 80-100 ton yakıt yüklenir ve 3,5 yıl kullanım süresi olur. Bunun piyasa karşılığı 140-170 milyon $ arasıdır. Okuyucuların kolay anlaması için bir kıyas vereceğim. Güney Kore Teknoloji Bakanı İstanbul'da açıkladı: 8,2 milyar dolar'lık doğalgaz harcayarak elde ettiğimiz elektriğin aynısını sadece 400 milyon dolar uranyum yakıtı harcayarak elde ediyoruz. Yani 21 kat nükleer yakıt daha ucuz. Yoksa Fransa neden %80 elektriği nükleerden elde ediyor? AB ortalamasının da %32 olduğunu unutmayalım. Buna ait hesaplama tablosu NükTe web sitemizde mevcuttur.



Bu efsanelerin sayısı kaçtır? 

Aslında efsaneler iki kategoriye ayrılmakta; nükleer hakkında ve diğer enerji çeşitleri hakkındaki efsaneler. Bunlara ait onlarca efsane, web sitemizde 'nükleer yalanlar' menüsünde mevcuttur. Sitemiz ilk açıldığında çok ilgi çekmişti. 4 yıl sonra başka konuların öne geçtiği diğer bir gerçektir.



En büyük efsane sizce hangisidir? 

Çernobil nedenli ölümler ve kanser iddiaları. Biliyorsunuz Çernobil, "radyofobi"nin başlama tarihidir. Karşıtlar tarafından hemen kullanılmıştır. Bu kullanımdaki en önemli sayı, ölümlerdir. Ülkemizde bazı mühendis ve prof. takılı yazarların yazılarında ölümler, 10 binden başlayıp milyonları aşmıştır. "Peki mezarları nerede?" sorusuna cevap alamazsınız. Ülkemizdeki sözde bir uzmanın son yazısında ise Çernobil nedeni ile ölü sayısı 3.1 milyon olarak verilmiştir. 'Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur.' der Sakallı Celal. Gerçek ölü sayının 59 kişi olarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) tarafından ilan edildiğini bilmemizde yarar var. Evet 50 km çapta tüm insanlar tahliye edildi ve henüz geri dönemediler. Ciddi maddi ve sosyolojik kayıplar oldu. Ancak raporlarda en can alıcı olan konun psikolojik boyutudur. Bu boyutta abartmanın sebebini yorumlamam olası değil. Bu konuda web sitemiz makaleler menüsünde güzel yazılar mevcuttur. Ülkemizde ise en fazla yağışın olduğu doğu Karadeniz yerleşkelerinde yaşayan bir kişinin ömür boyu alacağı doz, bir akciğer tomografisinin yarısı düzeyindedir. Gel de çık işin içinden. TAEK Çernobil serisi 7.cilt, 52. sayfa ilk paragrafta bu bilgileri okumanız mümkündür. Konuyu abartanlara Abraham Lincoln'ün tarihi sözünü hatırlatırım: "Dünyanın yarısını her zaman ve dünyanın hepsini bir zaman aldatmak mümkündür; fakat bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir."



Web sitenizde "Nasıl Aldatıldık?" menüsü hayli ilginç. 

Evet. Bu da bize ait bir slogan idi. İlk yazımı 90'lı yıllarda yazmış ancak yayınlamamıştım. NükTe Web açılınca hemen yerleştirdik. Okurlarımıza, uçak sanayi konusunda, doğalgazda, Çernobil'de hatta radyasyon ile nasıl aldatıldığımızı bu menüden okumaları tavsiye ederim. Daha sonra bazı yazarlarımız da 'nasıl aldatıldık?' sloganlı kitaplar yayınladı. Ben çok mutlu oldum.



Bazı yetkililer "Rüzgârımız, güneşimiz bize yeter" diyor?

Beni en fazla rahatsız eden konu budur. Bu söylem bir palavradan ibarettir. Aslında ağızlarından bal damlıyor demek isterim. Çünkü dünyanın enerji sorunu hemen biter. Yetkim olsa diplomalarını ellerinden alırım. Bu enerjileri kimse görmezden gelemez ancak sınırlı olmaları işi zorlamaktadır. Baz enerji yani termik, hidrolik ve nükleere destek verebilirler, ama onların yerine bunu ikame edeni okulda çaktırıyorlar. Bu iş kapasite faktörü meselesinden kaynaklanır. Bu sebeple 1000 MW'lık rüzgar ve nükleer santral eşit güçtedir ama eşit elektrik üretemez. Nükleer santralin kapasite faktörü %95, rüzgarın ise %15-25 arasıdır. Bunun için bir nükleer santrale karşılık en az 4-5 katı kapasitede rüzgâr santrali kurmanız gereklidir. Maliyetleri insanı şaşırtır. Bu bir teknolojik olgudur ve tartışılamaz.



Nükleerde ülkemize karşı bir psikolojik harekât uygulandı mı?

Evet, ama sadece bize değil tüm İslam ve Türki ülkelerine. En fazla bu konuda eleştirildik. Yıllarca 'komplo teorisi' satıyor diye bizleri ciddiye almayanlar oldu.



Onlar nükleer santral yaparken biz tramvayı seferden kaldırma töreni yaptık. Uçak fabrikasını ise törensiz kapattık. Batı, bizim gibi psikolojik harekâtlara karşı zayıf ülkelerde 1965-1986 arası 'Nükleer fobi' yaratmış, 1986-2006 arasında da 'radyofobi' yaratarak toplumdaki karşıtlığı açıkça körüklemiştir. Bu senaryolar mükemmel bir şekilde işlemiş ve tutmuştur ki 439 nükleer santralin sadece bir tanesi Pakistan gibi Müslüman bir ülkededir, diğerleri batıda. Türkiye nükleer santral ihalelerini 5'inci teşebbüsüne rağmen yapamamıştır. Hatta eski SSCB ülkelerinde sadece Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan'da nükleer santral yoktur; Bulgaristan, Ermenistan'da bile vardır. Ya İran'daki kavgayı kim nasıl izah edebilir? Arap petrol ambargolarının bu konularda Batı'yı tetiklediği gerçeği de unutulmamalıdır. Petroldeki Arap tehdidi nükleer santral ambargosu ile karşılığını bulmuştur. Zaten konu 2006 yılı Şubat ayında İngiliz Dışişleri Bakanı'nın açıklaması ile kapanmıştır. Bakan, nükleer santral ambargosunun kalktığını açıklamış ama aynı konuşmada yakıt zenginleştirme tesislerine yeni bir ambargo getirdiklerini açıklamıştır. Şimdi bizleri eleştirenler neredeler?! Yeni ambargonun adresi acaba hangi ülkeler? Web sitemizde 'nükleer ambargo' yazımızı okumanızı öneririm.



Greenpeace ile aranız nasıl? 

Gayet iyi. Öncelikle çok sevdiğimiz ve ciddiye aldığımız bir örgüt. Çok önemli çevre görevleri yapıyorlar. Enerji Bakanı'nın ziyareti de çok iyi olmuştur. Greenpeace sadece nükleer konuda ciddi bir hata yapmıştır. Üç kurucu üyesi bu hatayı görünce çark etmiş ama örgüt bunu onaylamayınca kurucular Greenpeace'den ayrılıp bir kitap yayınlamışlar ve yeni oluşum kurmuşlardır. Adı EFN, yani "Çevreciler İçin Nükleer Enerji". www.ecolo.org adresindeler. Adeta bir özür kitabı. Yazar Bruno Comby. Türkçesi de geçen yıl yayınlandı. Web sitemiz 'kitaplar' menüsünde mevcuttur.


Benim kanaatim, petrokimya-kömür devleri ne yazık ki bu örgütü nükleer konusunda kullandılar. Bacası olmayan nükleerin soğutma kulesini halka baca diye sundular. İstemeyerek ülkemizde radyofobi ve nükleerfobiye neden oldular. Ama sadece bizim gibi ülkelerde. Avrupa'da nükleer karşıtlığı konusunda Almanya'daki yakıt trenleri eylemleri dışında sorun yaratmadılar.



Mühendis odaları ile durumunuz nedir? 

NükTe Platform öncesi bazı mühendis odalarının nükleer teknolojiye karşı olduklarını biliyoruz. Biz önce böyle bir sloganın irtica ile eş anlamlı olduğunu, mühendisin teknolojiye karşı çıkamayacağını, ama onun bir alt seçeneği olan nükleer santrale ya da nükleer tekniklere karşı olunabileceğini anlattık. Karşıt odalar söylemlerini düzelttiler. Bazı karşıtlar ise bu senaryoları hiç fark edemediler. Öyle ki, batının nükleer ambargosunu yurt içinden bilmeden desteklediklerini ancak NükTe'nin kurulmasından sonra fark edebildiler. 23 mühendis odasının 8'i karşıydı. Neye? Nükleer teknolojiye. EMO da karşıtların liderliğini üstlenmiş durumdadır. Bu olmamalıydı. Kendi üyelerinden topladıkları aidatları nasıl olur da bu eylemlerin finansmanında kullanırlar diye düşünmekteyim. Mühendis, teknoloji karşıtı nasıl olabilirdi? Neyse ki bu söylem nükleer teknoloji karşıtlığından nükleer santral karşıtlığına dönüşerek doğru mecrasına girmiştir. Söylem; bilim karşıtlığından çıkmış, bir ilke tartışmasına dönüşmüştür. Bu bile yeterli gelişmedir. Siz hiç ilaca karşı eczacı, ameliyata karşı doktor, silaha karşı asker duydunuz mu? Ama teknolojiye karşı çok az da olsa mühendisler var. Buradaki sorun çok az sayılarına rağmen medyada aldıkları payın çok büyük ve orantısız olmasıdır. Haksızlık buradadır. Elektrik Mühendisleri Odası ile birlikte panel ve TV programları yaptık. Onlarında yumuşadığını, gerçeklerle yüzleşmeye başladıklarını fark ettim. 



Siyasi partiler ve STK'larda durum nasıl? 

Özellikle strateji kurumları ile çok sıkı çalışmaktayız. Davet almaktayız. Siyasi partilerde durum pek iyi değil. İktidar partisi milletvekilleri bizi arar ama kurumsal iletişim sıfırdır. Ne bir bakan ya da yetkili bizimle bu güne kadar temas kurmamıştır. Ana muhalefette de durum farklı değil. Bizimle kurumsal iletişim kurma arzuları oluşamadı. Bizle birlikte görünmek istemiyorlar. Gelelim özel sektöre; maalesef halkı bilgilendirme ve nükleer karşıtlığı konusundaki proje önerilerimize karşılık veren olmamıştır. Sadece bir holding bizden bilgi almıştır. Bu sitede röportaj yapan bir holding yetkilisi; 'STK'ların, kamuoyunun, yatırımcının, yerel ve merkezi yönetimlerin bir araya gelerek ortak bir anlayış içinde hareket etmesi gerekiyor' demektedir. Doğru ama bu güne kadar özel sektör bu konuyu hep görmezden geldi. Kendileri bir araya gelemedi. Sonuçta nükleere odaklanmış karşıtlık kömür, hidrolik gibi farklı sektörlere yayıldı. İşte projesini zamanında yapmayan özel sektör de şimdi hatasıyla yüzleşmeye başladı. Bu konuda kuracakları bir dernek bu görevi üstlenir bizde gereken destekleri veririz. Liderlik onların görevidir.



Nükleer santral ile matbaa benzetmenizi nasıl açıklarsınız? 

Yıllardır bu tartışmayı Osmanlı'daki matbaa karşıtlığına benzetmişimdir. Ne oldu, 200 yıl gecikme ile matbaa yine de geldi. Nükleer santrali de böyle 40 yıl geciktirdiler. Onlara rağmen bu teknoloji ülkemize mutlaka gelecektir. Gerek kendi üyelerinin gerekse halkımızın onları affetmeyeceği kanaatindeyim. Yeni benzetmem ise; "daktilo mu, bilgisayar mı?" şeklinde. 



Sizce Türkiye'nin enerjideki en büyük hatası nedir? 

Doğalgazı abartmak, nükleer santral ve kömürü unutmaktır. Maalesef yedi yıla yakın süreçte tek partii iktidar ile eski bakanımız bu konuda başarısız olmuştur. Doğalgazı uyuşturucuya benzetmem, 10 yıl öncesine dayanır. Konut ısıtmasında tartışılmaz olan bu gazdan elektrik elde etmeyi Rolls-Royce ile pazara gitmeye benzetirim. Neden? En pahalı elektriktir de ondan. Bir nükleer santral 4-5 yılda kurulur, benzer doğalgaz santrali ise 1 yılda bitebilir. Biri en ucuz, diğeri en pahalı elektriği üretir. Yanlış planlama neticesi biz hep doğalgazı tercih ettik Bu bir siyasal başarısızlıktır. Muhalefetinde enerji raporunda doğalgazı desteklemesi inanılır gibi değildir. Türk halkının bu şartlarda ucuz elektrik kullanma şansı yakın gelecekte de olmayacaktır. Ayrıca doğal gazın vanası kapanınca ne yapacaksınız? Depolama şansı zayıftır. Ancak 15 yıllık nükleer santral yakıtınızı 5 TIR hacminde bir alanda depolamanız gayet kolaydır. Kömürlerimiz ise yatırımcı beklemektedir.



Son sözleriniz nelerdir? 

Yıllardır meslektaşlarımıza hakaretleri adet haline getirip bizlere yoğun bir mahalle baskısı uygulayan bazı zatlara son sözüm; bilimde demokrasi olmaz. Bilimi tartışmaya kalkanlara tavsiyem aynı isimdeki kitabı alıp okumalarıdır.


NÜKTE (Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu) RÖPORTAJI 1. BÖLÜM 


 


Pervin DEMİRCİ


 


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar