elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Küresel faktörlerden etkilendik

Başkan Yılmaz, Merkez Bankası'nda düzenlediği basın toplantısında, 2009 yılı para ve kur politikasını açıkladı.



A- A+
16.12.2008 tarihli yazı 1152 kez okunmuştur.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2007 ve 2008 yıllarında Türkiye'de yaşanan yüksek enflasyonun, para ve kur politikasından değil, daha çok küresel faktörlerden kaynaklandığını belirterek, likitide koşullarının iyileşmesi durumunda döviz alım ihalelerine yeniden başlayabileceklerini söyledi.



Başkan Yılmaz, Merkez Bankası'nda düzenlediği basın toplantısında, 2009 yılı para ve kur politikasını açıkladı. Merkez Bankası'nın 2002-2005 döneminde kısa vadeli faiz oranlarının temel politika aracı olarak kullanıldığı örtük enflasyon hedeflemesi rejimini uyguladığını hatırlatan Yılmaz, enflasyonla mücadelede elde edilen başarının ardından kademeli olarak karar süreçlerinin daha şeffaf ve öngörülebilir hale getirildiğini ve 2006 yılında da açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçildiğini kaydetti.



Yılmaz, açık enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamaya geçmesinin dünya konjonktüründe hızlı gelişmelerin yaşandığı bir döneme denk geldiğini ve bu sürecin bir yansıması olarak Türkiye ekonomisinin bir dizi şoklarla karşılaştığını anlattı.



2006-2008 dönemine bakıldığında enflasyondaki düşüşü engelleyen unsurların büyük ölçüde para politikasının kontrolü dışındaki gelişmelerden kaynaklandığının görüldüğünü ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Türkiye'de enflasyon hedeflemesi rejimi hedeflemesinin maruz kaldığı ilk ciddi şok 2006 yılı Mayıs ayından itibaren uluslararası sermaye koşullarının gelişmekte olan ülkeler aleyhine değişmesi ve bunun sonucunda Türkiye'nin de dahil olduğu birçok ülkede sermaye çıkışları yaşanması olmuştur. Bu dönemde YTL'nin yaklaşık olarak yüzde 30 değer kaybı yaşaması yaşanan finansal türbülansın yol açtığı güvensizlik ortamı ve gıda fiyatlarındaki kuraklıktan kaynaklanan fiyat artışlarıyla birleşerek enflasyonun yükselmesine ve enflasyonun hedeflenenden yüksek çıkmasına neden olmuştur.



Merkez Bankası bu durumun fiyatlama davranışları üzerinde kalıcı etkiler oluşturmaması amacıyla para politikasında belirgin bir sıkılaştırmaya gitmiş ve ek olarak bir dizi önlemler almıştır. Bu önlemler döviz alım ihalelerine ara verilmesinden YTL ile döviz likiditesine ilişkin çeşitli düzenlemelere kadar uzanmıştır. Yaşanan dalgalanma sonrasında enflasyon beklentileriyle hedefler arasındaki farklar açılmış olsa da alınan önlemlerle enflasyon ve enflasyon beklentileri büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. 2007 yılı ve sonrasını kapsayan dönemde ise enflasyondaki düşüşü engelleyen temel unsur uluslararası piyasalarda petrol ve diğer emtia fiyatlarında yaşanan artışlar ile yönetilen yönlendirilen fiyat ayarlamaları olmuştur."



Yılmaz, 2007-2008 yıllarında Türkiye'de yaşanan görece yüksek enflasyonun para ve kur politikasından değil, daha çok küresel faktörlerden kaynaklandığını vurguladı. Yılmaz, döviz kuru politikası ve döviz alım ihalelerine ilişkin bilgi verirken, Merkez Bankası'nın 2009 yılında da enflasyon hedeflemesi ile birlikte dalgalı döviz kuru rejimi uygulamasına devam edeceğini belirtti.



Bu rejim altında döviz kurlarının politika aracı veya hedef olmadığını, piyasadaki arz ve talep koşullarınca belirlendiğini kaydeden Yılmaz, döviz kuru uygulamasında, koruması gereken bir kur seviyesi bulunmamasına rağmen güçlü döviz rezervine sahip olmanın, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde karşılaşılabilecek iç ve dış şokların olumsuz etkilerinin giderilmesine ve ülkeye duyulan güvenin artırılmasına büyük katkı sağladığını belirtti.



Uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmelerin Türkiye'deki finansal piyasalarda yaratabileceği sorunları azaltmaya yönelik alınan önlemleri anlatan Yılmaz, bu çerçevede, 16 Ekim 2008'den itibaren döviz alım ihalelerine ara verildiğini, 24 Ekim 2008 tarihinde de döviz satım ihalelerine başlandığını ancak uluslararası piyasalardaki olumlu gelişmeler üzerine 30 Ekim 2008'de durdurulduğunu kaydetti.



Yılmaz, 2008 yılı içinde döviz alım ihaleleri yoluyla alımı yapılan toplam döviz tutarının 7 milyar 584 milyon doları bulduğunu, döviz satım ihalesi yoluyla da toplam 100 milyon dolar satıldığı belirtti ve döviz piyasasına doğrudan müdahale edilmediğini vurguladı.



"Öncelik bankacılık sektörünün döviz likiditesini desteklemek"


Merkez Bankası'nın YTL likiditesini doğrudan kontrol edebildiğinden gerekli likiditeyi sağlayarak, finans ve kredi piyasalarının akışkanlığını destekleyebildiğini, döviz likiditesine ilişkin gelişmelerde ise daha çok dış dünya koşulları belirleyici olduğunu kaydeden Yılmaz, "Bu nedenle Merkez Bankası küresel ekonomideki belirsizliklerin yüksek seviyelerde de olduğu bir dönemde, döviz rezervlerinin öncelikli olarak bankacılık sektörümüzün döviz likiditesini desteklemek amacıyla kullanma stratejisini benimsemiştir" diye konuştu.



Döviz piyasasının etkin bir şekilde çalışmasına ve likidite akışında yaşanabilecek sorunların önlenmesine yönelik yaptıkları düzenlemeler hakkında da bilgi veren Yılmaz, bu zorlu dönemde gelişmekte olan ülkelerin döviz rezervlerinin etkin kullanımının büyük önem taşıdığının altını çizdi.



Yılmaz, "Merkez Bankasının bu gerçeği göz ardı etmeksizin, her zaman olduğu gibi bundan sonra da döviz piyasasının sağlıklı çalışması ve döviz likiditesinin desteklenmesi amacıyla gerektiği takdirde ilave önlemleri, imkanları ölçüsünde ve basiretli bir şekilde almaya devam edecektir" diye konuştu.



Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, önümüzdeki dönemde uluslararası piyasalardaki sorunların derinleşme veya hafiflemesi hallerinde atılacak adımları açıkladı. Yılmaz, sorunların derinleşmesi ve sürecin Türkiye'yi olumsuz yönde etkilemesi durumunda alınacak tedbirleri şöyle sıraladı:



- Dalgalı döviz kuru rejimiyle çelişmeyecek şekilde, döviz kurlarının piyasada belirlenmesi ilkesi çerçevesinde, ancak döviz piyasasında derinliğin kaybolmasına bağlı olarak sağlıksız fiyat oluşumları gözlendiğinde döviz satım ihalelerine başlanabilecek.



- Bankaların döviz ve efektif piyasalarında işlem yapma limitleri artırılabilecek.



- Yabancı para zorunlu karşılık oranları, sınırlı bir miktar daha indirilebilecek.



Durmuş Yılmaz, döviz kurlarındaki gelişmelerin, 2009 yılında da Merkez Bankası tarafından yakından izleneceğini ve kurlarda sağlıksız fiyat oluşmaları gözlenmesi durumunda piyasaya doğrudan müdahale edilebileceğini vurguladı.



Yılmaz, uluslararası piyasalardaki gelişmelere bağlı olarak likidite koşullarının iyileşmesi durumunda yapılacakları ise şöyle sıraladı:



- Döviz arzının döviz talebine kıyasla arttığı dönemlerde güçlü döviz rezervi pozisyonuna sahip olma genel stratejisi çerçevesinde döviz alım ihalelerine önceden duyurularak yeniden başlanabilecek.



- Döviz depo piyasasında aracılık işlevine son verilebilecek. Ancak Merkez Bankasının döviz depo piyasasında aracılık işlevi sona erse dahi, bankalar kendilerine tanınan borçlanma limitleri çerçevesinde merkez bankasından döviz depo alabilecek.



- Yabancı paraların zorunlu karşılık oranları artırılabilecek.



Durmuş Yılmaz, Merkez Bankasının döviz piyasasının likidite sorunları yaşamadan etkin bir şekilde çalışabilmesi için gerekli önlemleri aldığını ve ilave önlemleri açıkladığına işaret ederek, ''Ancak uygulamakta olduğumuz kur rejiminde, ekonomik birimlerin, kur riskinin piyasada olduğu bir ortamda faaliyette bulunduklarını dikkate alarak bu riski yönetecek mekanizmaları oluşturmaları gerektiği unutulmamalıdır'' diye konuştu.



"Küresel ekonomi istikrara kavuştuğunda para politikasının öngörülebilirliği daha da artacak"


Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, enflasyon hedeflemesi rejiminin karşılaşılan yüksek düzeyli şoklara karşı gerekli önlemleri almada önemli bir esneklik sağladığının görüldüğünü söyledi.



Merkez Bankası'nın almış olduğumuz para politikası kararlarının anlaşılabilmesi için ekonominin maruz kaldığı şokların doğru analiz edilmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, 2009 yılı için belirsizlik aralığının hedef etrafında iki puan olarak korunduğunu da bildirdi.



Yılmaz, 2008 yılının son çeyreğinde küresel finans piyasalarında güven kaybının derinleşmesinin, küresel likidite artışını olumsuz etkileyerek özellikle ABD doları likiditesine olağanüstü bir talep doğurduğunu belirtirken, bunun bütün gelişmekte olan ülke paralarında olduğu gibi YTL'nin de önemli ölçüde değer kaybetmesine yol açtığını anlattı.



Döviz kurundaki bu gelişmelere karşın gerek toplam talepteki yavaşlamanın, gerekse emtia ve gıda fiyatlarındaki düşüşün enflasyon görünümünü olumlu etkilediğini ve para politikasına hareket alanı tanıdığını ifade eden Yılmaz, bu çerçevede Merkez Bankası'nın finansal sistemin akışkanlığına, kredi piyasalarının yetkin bir biçimde çalışmasına destek vermek amacıyla bir dizi önlem aldığını kaydetti.



Merkez Bankası'nın aldığı önlemlerin uluslararası piyasalardaki sorunların Türk ekonomisi üzerindeki etkilerinin sınırlanmasına katkıda bulunduğuna işaret eden Yılmaz, "Bundan sonra da fiyat istikrarı temel amacıyla çelişmediği takdirde, bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğimizi belirtmek istiyorum" dedi.



2008 yılının son çeyreğinde küresel mali krizin şiddetlenmesinin bir sonucu olarak dünya genelinde finansal koşulların para politikası duruşunun gerektirdiğinin ötesinde ek bir sıkılaşmaya maruz kaldığının görüldüğüne dikkat çeken Yılmaz, Türkiye'de de benzer bir gelişmenin gözlendiğini söyledi.



Bu çerçevede Merkez Bankasının finansal koşullardaki ek sıkılaştırmayı bertaraf etmek amacıyla son dönemde kısa vadeli faiz oranlarında etkili bir indirime gittiğini hatırlatan Yılmaz, şunları kaydetti: "Almış olduğumuz para politikası kararlarının anlaşılabilmesi için ekonominin maruz kaldığı şokların doğru analiz edilmesi gerekmektedir.



Örneğin 2006 Mayıs-Haziran döneminde yaşanan sermaye çıkışına karşı eklenmeyen ve güçlü bir parasal sıkılaştırma tepkisi verirken, 2008 yılının son çeyreğinde yaşanan sermaye çıkışları sonrasında tam tersine genişletici bir para politikası stratejisi uygulanmıştır. Bu iki tepkinin zıt yönde olmasının temel nedenini söz konusu iki dönem arasındaki iktisadi konjonktür ve şokların kaynağı açısından önemli farklılıklar olmasıdır. 2006 yılında hem iç talep hem de dış talep güçlü konumda olduğundan sermaye çıkışlarının yol açtığı döviz kuru hareketleri, enflasyon ve enflasyon beklentilerini hızla bozma potansiyeli taşımaktaydı. 2008 yılına gelindiğe ise küresel resesyon ve zayıf iç talep koşullarının enflasyonu düşürücü yönde etkisinin daha baskın olduğu gözlenmektedir."



"Beklenen enflasyon gerçekleşen enflasyonun altında"


Enflasyon hedeflemesi rejiminin karşılaşılan yüksek düzeyli şoklara karşı gerekli önlemleri almada önemli bir esneklik sağladığının görüldüğünü vurgulayan Yılmaz, orta vadeli enflasyon beklentilerinin seyri incelendiğinde enflasyonun uzun süre hedeflerin belirgin olarak üzerinde kalmasına rağmen, beklenen enflasyonun gerçekleşen enflasyonun belirgin olarak altında kalmaya devam ettiğinin görüldüğünü söyledi.



Yılmaz, "Ülkemizde çok uzun yıllar ve oldukça yakın sayılacak dönemde yaşanan yüksek enflasyonunu toplumsal hafızada hala canlı olduğu düşünüldüğünde, olağan üstü şokların yaşandığı bir dönemde da beklentilerin büyük ölçüde kontrol altında tutulabilmiş olması, enflasyon hedeflemesi rejiminin en önemli kazanımlarından birisi olarak değerlendirilmektedir" diye konuştu.



Merkez Bankası Başkanı, 2006 yılından itibaren enflasyon hedeflerinin tüketici fiyat endekslerinin 12 aylık değişimi ile hesaplanan yıl sonu enflasyon oranları üzerinden 3 yıllık bir dönem için hükümet ile birlikte nokta hedef olarak belirlendiğini hatırlattı.



Bu çerçevede 2009, 2010 ve 2011 yılı için belirlenen hedeflerin sırasıyla yüzde 7.5, yüzde 6.5 ve yüzde 5.5 olduğunu anımsatan Yılmaz, enflasyon hedeflemesi rejiminin ilk üç yıllık döneminde Merkez Bankası hedeflerden sapmalarını nedenlerini ve bu sapmalara karşı alınan politika önlemlerini hükümete hitaben yazmış olduğu açık mektuplar ile açıkladığını ve hesap verilebilirlik ilkesini titizlikle uyguladığını kaydetti.



Ayrıca zaman içinde enflasyon raporlarının da hesap verilebilirlik uygulamasının da pekiştirici bir unsuru olarak kullanılmaya başladığını anlatan Başkan Yılmaz, "Merkez Bankası Kanunu'nun 42. maddesinde, bankanın belirlenen hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılamaması ya da ulaşılamama ihtimalinin olasılığının ortaya çıkması halinde nedenlerini ve alınması gereken önlemleri hükümete yazılı olarak bildirir ve kamuoyunu açıklar'' hükmünün yer aldığını hatırlattı.



Hedeflerde hangi oranda sapma olması durumunda hesap verme mekanizmasının uygulanacağı konusunda, bu uygulama detaylarının Merkez Bankasına bırakıldığını anlatan Yılmaz, bu doğrultuda Merkez Bankası'nın hedef etrafında belirsizlik aralığı oluşturduğunu ve enflasyonun bu aralığın dışında gerçekleşmesi durumunda hesap verme mekanizmasını devreye soktuğunu kaydetti.



Yılmaz, 2009 yılı için belirsizlik aralığı hedef etrafında iki puan olarak korunduğunu bildirdi. Bu çerçevede üçer aylık dönemlerin sonu için hedefle uyumlu patikanın oluşturulduğunu belirten Yılmaz, hesap verme bağlamında yıl içinde referans teşkil edecek olan rakamların sunulduğunu, enflasyonunu belirsizlik aralığının dışında kalması halinde Merkez Bankasının sapmanın nedenleri ile hedefe tekrar ulaşılması için alınan ve alınması gereken önlemleri, 3 ayda bir yayınlanmakta olan enflasyon raporu aracılığıyla açıklayacağını söyledi.



"Hedeften sapma durumunda hükümete mektup yazılacak"


Enflasyon raporunun aynı zamanda hesap verilebilirlik mekanizmasının temel aracılığı olması işlevini üstleneceğini ifade eden Yılmaz, enflasyonun yıl sonunda hedeften her iki yönde iki puandan daha fazlası sapması durumunda ise hükümete ayrıntılı bir mektup yazılacağını ve bunun kamuoyu ile paylaşılacağını bildirdi. Yılmaz, "Bu noktada Merkez bankasının çeyrekler itibariyle hedefinin bulunmadığını ve resmi hedefinin yıl sonu için ilan edildiğini tekrar vurgulamakta büyük yarar görmekteyim" dedi.



Enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesiyle birlikte 2006 yılından itibaren yayınlanmakta olan enflasyon raporlarında orta vadeli enflasyon tahminlerinin yer almaya başladığını hatırlatan Yılmaz, ayrıca bu tahminlerle birlikte para politikasının gelecekte izlemesi öngörülen bilgi sunulduğunu söyledi.



Başlangıçta 18 ay için verilen enflasyon tahminlerinin 2007 yılında iki yıllık bir zaman dilimini kapsayacak şekilde sunulmaya başlandığını belirten Yılmaz, 2007 yılının son çeyreğinden itibaren yaşanan olağanüstü arz yönlü şoklar karşısında Merkez Bankası Para politikasının öngörülebilirliğine katkıda bulunmak amacıyla 2008 yılı Nisan ayından itibaren enflasyon tahminlerini temel senaryonun yanında gıda ve enerji fiyatlarına ilişkin alternatif senaryolara göre üretilen projeksiyonlarla sunmaya başladığını kaydetti.



Ayrıca iktisadi birimlerin önlerine daha iyi görebilmelerine ve daha uzun vadeli perspektif oluşturabilmelerine katkıda bulunmak amacıyla tahmin ufkunun 3 yıla uzatıldığını belirten Yılmaz, enflasyon tahminleri ile birlikte olası politika duruşunun kamuoyu ile paylaşılması, enflasyon hedeflemesinin temel ilkelerinden olan şeffaflık ve öngörülebilirliğin artırılmasının amaçlandığını söyledi.



Bu yaklaşımın son yıllarda para politikası aktarım mekanizmasının güçlenmesine katkıda bulunduğuna işaret eden Yılmaz, "Bununla birlikte küresel ekonomide olağanüstü belirsizliklerin yaşandığı mevcut konjonktürde para politikasının geçtiğimiz dönemlere kıyaslara dönemle daha esnek olması gerektiğinden, Merkez Bankası son dönemde kısa vadeli faizlerin görünümüne ilişkin somut bir sinyal vermemeyi tercih etmiştir, bu noktada bu durumun geçici olduğunu ve önümüzdeki dönemde küresel ekonomi tekrardan istikrara kavuştuğunda para politikasının öngörülebilirliğini de daha da artacağını vurgulamak istiyorum" şeklinde konuştu.



Kaynak: İHA


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar