elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Havadan, Sudan Yatırımlar |
Engin Ayçiçek



A- A+
07.10.2008 tarihli yazı 2469 kez okunmuştur.

Türkiye'nin gündemine ilk olarak 1962 yılında gelen nükleer santral konusu son olarak 24 Eylül 2008 de yapılan yarışmada sadece Rus Atomstroyexport-Inter RAO ile Ciner Grubu'na ait Park Teknik'in teklif vermesi bu konuyu yine ülke olarak ıskalamamıza sebep olmuştur. Yatırımcıların nükleer santral yatırımına yanaşmamasının en büyük nedeni olarak süre uzatma konusunda gelen önerileri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının kabul etmemesi gösterilmiştir. Sonuç her ne olursa olsun bu konuda daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, kamuoyunun yeterince aydınlatılamaması, konu ile ilgili uzmanların medya önünde pek fazla yer bulamaması ve teklif olarak bir Rus şirketinin devrede olması ülkemiz için uygun olan kaos ortamının oluşturulmasına yeterli olmuştur. Önümüzdeki süreçte santral kurma yarışmasının sonuçlarının nasıl çıkacağı az çok tahmin edilen bir konudur. Bu bağlamda ilk yazılarımda yer verdiğim yenilenebilir enerji kaynaklarının bir özetini yapıp, daha sonraki yazılarımda diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını aktarıp, enerji verimliliği ve tasarrufu konularını gündemde tutmaya devam edeceğim.



Rüzgar Enerjisi



Rüzgar enerjisi çevreye dost olması, kullanılan yakıtın bedava ve dışa bağımlı olmaması, istihdam ve bölgesel kalkınma sağlaması gibi özelliklerinden dolayı popülerliği ve kullanımı gittikçe artan bir enerji türüdür. Ülkemizde bu enerji türü açısından şanslı konumdadır. Son zamanlarda yapılan girişimlerle de gerçekten piyasada söz sahibi olmaya başlamış ve etkinliği aratarak devam eden bir yatırım türüdür. Avrupa ülkeleri arasında rüzgar potansiyeli bakımından ilk üçte bulunan ülkemizde 2008 yılı itibariyle 475 MW'lık kurulu güç beklentisi mevcuttur.



Güneş Enerjisi



Güneş pili sistemlerinin işletme ve bakım maliyetleri çok az olduğundan dolayı toplam sistem maliyetinin büyük bir kısmını ilk yatırım maliyetleri oluşturur. Teknolojinin gelişimi ile birlikte yüksek verimli pillerin yapılması, modül tasarım ve yapım tekniklerin gelişimi ile ilk yatırım maliyetinin azalması sonucunda bu enerjiden önümüzdeki yıllarda daha fazla yararlanılacağı öngörülmektedir. Ülkemiz, coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı durumdadır. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünde (DMİ) mevcut bulunan 1966-1982 yıllarında ölçülen güneşlenme süresi ve ışınım şiddeti verilerinden yararlanarak EİE tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye'nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 kWh/m²-yıl (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir. Bu haliyle potansiyel açısından Avrupa ülkeleri içinde İspanya ile birlikte ilk iki ülke arasında bulunmaktayız.



Hidrolik, Jeotermal, Biyokütle ve Hidrojen Enerjisi



Bundan sonraki yazılarımda yer vereceğim enerji türlerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Hidroelektrik santrallerin üretimi, yağış koşullarına bağımlı olduğundan her yıl toplam üretim içindeki payı değişim göstermekle birlikte, Türkiye'de elektrik enerjisinin yaklaşık %20-30'u sudan üretilmektedir. EİE ve DSİ gibi kuruluşların yapmış oldukları, yeni enerji kaynaklarının yaratılmasına yönelik ilk etüt çalışmalarıyla bu potansiyele her yıl ilaveler olabilmektedir. Bütün bu olumlu ve olumsuz etkilerin de dikkate alınmasıyla, Türkiye'nin ekonomik hidroelektrik potansiyeli yıldan yıla ufak farklılıklar göstermekle birlikte bugün için 129,9 milyar kWh civarında olduğu kabul edilebilir. Yapılan araştırmalara göre yılda 86 milyar kWh dolayında enerji denize akmakta ve yıllık kayıp 6 milyar $'ı bulmaktadır. Son zamanlarda yapılan çalışmalarla ülkemiz açısından uyuyan güzel olarak isimlendirilen jeotermal enerjiden faydalanma düşüncesi oldukça hız kazanmıştır. Türkiye 32500 MW'lık jeotermal potansiyeli ile dünyada ilk 10 ülke arasında, Avrupa'da ise 1. sırada yer almaktadır. Jeotermal enerji ile gıda, enerji, turizm ve sağlık sektörleri hareketlenecektir. Biyokütle; yenilenebilir, her yerde yetiştirilebilen, sosyo-ekonomik gelişme sağlayan, çevre dostu, elektrik üretilebilen, taşıtlar için yakıt elde edilebilen stratejik bir enerji kaynağıdır. Biyokütle doğrudan yakılarak veya çeşitli süreçlerle yakıt kalitesi arttırılıp, mevcut yakıtlara eşdeğer özelliklerde alternatif biyoyakıtlar (kolay taşınabilir, depolanabilir ve kullanılabilir yakıtlar) elde edilerek enerji teknolojisinde değerlendirilmektedir. Günümüz koşullarında hidrojenin diğer yakıtlardan pahalı olduğu ve yaygın bir enerji kaynağı olarak kullanımının hidrojen üretiminde maliyet düşürücü teknolojik gelişmelere bağlı olacağını göstermektedir. Bu konular daha sonraki yazılarımda detaylandırılacaktır.



Enerjide Verimlilik de Yerel Bir Kaynaktır -6-


Üretilen toplam elektriğin yaklaşık yarısı, sanayi sektöründe kullanılan elektriğin ise yaklaşık üçte ikisi motorlar tarafından tüketilmektedir. Bu da sanayide yüksek verimli motor kullanımının enerji maliyetinin düşürülmesinde ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu bağlamda motorlarda enerji tasarrufunu arttırmak için yapılabilecekler aşağıda sıralanmıştır. (www.enerji.gov.tr)



* İşletmedeki tüm motorların envanteri çıkarılmalı ve her bir motorun kullanım ve plaka bilgilerini (anma gücü, devir, verim, vs) ve yıllık çalışma saatlerini içeren bir liste hazırlanmalıdır. Ozellikle gücü 25 HP'dan büyük olan ve yılda 2000 saatten fazla kullanılan standart verimli motorlar üzerine yoğunlaşmalıdır. Servisteki motorların gerilim ve akım değerleri ölçülmelidir.



* Ekonomik ve enerji verimliliğini arttırıcı sonuçlara ulaşmak için bir motor tamir/değişim politikası hazırlanmalıdır ve motorlar en uygun uygulama için etiketlenmelidir.



* Motorlar yüke uyumlu olarak seçilmeli ve aşırıya kaçıp gereğinden büyük motor seçme alışkanlığından vazgeçilmelidir. Böylelikle motorların plakalarında yazılı anma güçlerine göre düşük güçte ve dolayısı ile düşük verimde çalışmaları önlenmelidir. Motorlarda yük arttıkça verim de artar ve motor verimi genellikle %75 yükte azami seviyeye ulaşır. Düşük yüklerde tüketilen elektrik enerjisi, mekanik güç yerine artan oranda ısıya çevrilir ve motorlarda aşırı ısınmadan doğan arıza riskini arttırıp motorun ömrünü kısaltır.



* Değişken hızlı sürücü sistemleri alternatif akımın frekansını ve dolayısı ile motorun dönüş hızını değiştirerek motorun gereğinden fazla yük çekmesini önler. Bu da aynı işin çok daha az enerji kullanarak yapılmasını sağlar. Motorlara bu sistemlerin ilavesi ile %50'ye varan enerji tasarrufu mümkündür. Yani aynı iş için motorun tükettiği elektrik enerjisi yarı yarıya azaltılabilir.



* Motor gücünün direk bağlantı yerine indirek olarak düz kayış veya standart kayışları ile iletildiği sistemlerde kayış kayması ve sürtünmeden dolayı %2 ile %8 arasında kayıplar oluşur. Bu kayıplar ve ortaya çıkan kayış ısınması standart kayışların tırtıllı yüksek verimli V-kayışları ile değiştirilmesiyle önlenebilir.



Gelecek yazımızda görüşmek üzere'



engin.aycicek@elektrikport.com




ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar