elektrik port üyelik servisleri elektrik port üyelik servisleri

Enerjide Devletleşme mi Liberalleşme mi ? |
Engin Pehlivantürk

Hatırlarsanız önceki yazımızda enerji sektörünün son birkaç yıldır altın çağını yaşadığından bahsetmiştik. Enerji yatırımlarındaki artış oldukça yüksek rakamlara ulaşmıştır ve bunun başlıca sebeplerinden biri de elektrik piyasasının serbestleşmesidir.  



A- A+
03.12.2010 tarihli yazı 6667 kez okunmuştur.

Türkiye elektrik enerjisi sektörü büyüme ve serbestleşme sürecinde önemli bir rol alıyor. 2020 yılına kadar iki kat büyümesi beklenen elektrik enerjisi sektöründe, özel sektör yatırımcılarının önünü açacak olan mevzuat düzenlemeleri sektörün büyümesine katkı sağladı. 2003 – 2008 yılları arasında 8.800 MW yeni yatırım devreye girerken, sadece 2009 ve 2010 yılları içerisinde mevcut kurulu güce ilave olarak 15 milyar liranın üzerinde değere sahip yaklaşık 6 bin MW yeni yatırım devreye girmiştir. Son 8 yılda gerçekleşen bu 14.800 MW'lık yatırımın 13.000 MW ı özel sektör tarafından gerçekleştirilmiştir.



Doğalgaz, Petrol ve LPG piyasalarında da yatırımcıların önünü açacak yasal düzenlemeler yapılmakta, EPDK'nın bu piyasalara ait kanunlarda önemli değişiklikler yapılması için çalışma yürüttüğü zaten bilinmekte. Bunlardan bazıları Elektrik Piyasasında sadece lisans bedeli ödemek sureti ile lisansı alıp yatırım yapmayan şirketlerin gerçek yatırımcılardan ayırt edilmesi için ön lisans uygulamasının başlatılması. Bir diğeri doğalgaz piyasasına yönelik, piyasanın yaklaşık yüzde doksanına sahip olan BOTAŞ'ın ithalat tekeline son verilmesi ve özel sektöründe yurt dışından gaz getirebilmesine yönelik mevzuat çalışmaları.



Şu anda 47.600 MW olan Türkiye kurulu gücünün inşası devam eden yeni santralara rağmen 2015 yılında talebi karşılayamayacağı görülmektedir. Ekonomik büyümenin ve refah seviyesinin göstergesi olarak gösterilen elektrik tüketimine cevap vermeye çalışan enerjisi sektörü, önemli bir büyüme ve serbestleşme sürecindedir. 2005-2009 yılları arasında yıllık %4,7 büyüme oranı ile artan elektrik enerjisi talebinin önümüzdeki 10 yılda yüzde 7 oranında büyümeye devam edeceği öngörülmektedir. Basit bir hesapla her yıl 3.500 MW güzünde yeni yatırımın devreye alınması gerektiği ve bu rakamında yüzde 7 artış göstermesi gerektiğini ifade edebilirim. Bu da her yıl 5-6 milyar lira enerji yatırımı anlamına gelmektedir. 2009 yılında elektrik üretim sektörüne yaklaşık 4,5 milyar lira yatırım yapılmış olup 2010 yılında yapılan yatırım tutarının ise 6 milyar lira seviyesinde olması beklenmektedir.



Ne yazık ki yenilenebilir enerji yatırımları aynı ilgiyi ve gereken önemi görememektedir. Rüzgar ve güneş enerjisi için uygun şartlara sahip ülkemizde bu kaynaklardan üretilen enerji %2 nin altındadır. Yenilenebilir enerji santraları baz santralar değildir ve sistem güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından termik santralar vazgeçilemezdir ancak kaynak çeşitliği de şarttır. Türkiye ürettiği elektrik enerjisinin yüzde 70 e yakın bir kısmını ithal yakıt olan doğalgazdan elde etmektedir. Yani enerjimizi kendimiz üretmiyor ithal ediyoruz. Bu durum hem stratejik açıdan hem de enerji arz güvenliği açısından son derece risklidir.



Yapılması gereken yenilenebilir enerji sektörünün desteklenmesi ve özel sektörün bu alanda hazır bekleyen yatırımcısına güven verilmesidir. Hala meclisten geçmeyi bekleyen bir yenilenebilir enerji kanunu vardır ve hala rüzgar için 5,5 cent'lik bir alım garantisi vardır. Bu durum devletin kendi yapamadığını özel sektör eliyle yapmaya çalışmasıyla büyük bir tezat oluşturmaktadır. Hiçbir yatırımcı para kazanamayacağı işe girmez, devlet desteği olmadan yenilenebilir enerji üretimi şu anki piyasa koşullarında hayalden başka bir şey değildir. Bu bir lokomotif gibidir, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artış yerli üretimi de beraberinde getirecektir, yan sanayi gelişecek yatırım maliyetleri azalacak ve zamanla teşvik gerektirmeden kendi ayakları üzerinde durabilen bir sektör haline gelecektir. EPDK ve TEİAŞ ın içerisinden çıkılmaz bir hal almasına neden olduğu 1 Kasım başvurularının bir an önce doğru yatırımcıyla buluşturulması gerekmektedir. Burada da temennimiz yapılacak olan ihalelerde başvuru sahiplerinin gerçekçi rakamlarla ihaleye girmesi ve gerçekleştiremeyeceği yatırımlara girmemesidir. Bu bir yatırımcının zararı değil milli bir servetin harcanması demektir.


Gelecek yazımızda görüşmek üzere,





Engin PEHLİVANTÜRK

Elektrik Y.Müh.

Enerji Pazarlama Md.Yrd.

İÇDAŞ A.Ş.

engin.pehlivanturk@icdas.com.tr


 


ANKET
Endüstri 4.0 için En Hazır Sektör Hangisidir

Sonuçlar