Üye Girisi

Şifrenizi mi unuttunuz?
ye olmak için tiklayin ElektrikPort Facebook sayfamiza ulasmak için tiklayin ElektrikPort FriendFeed sayfasina ulasmak için tiklayin ElektrikPort Twitter sayfasina ulasmak için tiklayin
Elektrikport TV
Türkiye’de Enerji Üretim Ve Tüketimi

 "Türkiye’nin, özellikle akışkan fosil yakıtların görünür rezervleri yeterli düzeyde olmamasına rağmen kömür, jeotermal ve hidrolik enerji rezerv ve potansiyeli dünya kaynak varlığının %1’i civarındadır. "

Türkiye çok çeşitli birincil enerji kaynaklarına sahip bir ülkedir. Türkiye’de taşkömürü, linyit, asfalsit, ham petrol, doğal gaz, uranyum ve toryum gibi fosil kaynak rezervleri ile, hidrolik enerji, jeotermal enerji, güneş enerjisi, deniz dalga enerjisi, biomas enerji gibi tükenmez kaynak potansiyelleri bulunmaktadır. Türkiye’nin, dünyada halen yoğun olarak kullanılan fosil kaynakların, özellikle akışkan fosil yakıtların görünür rezervleri yeterli düzeyde değildir. Kömür, jeotermal ve hidrolik enerji rezerv ve potansiyeli ise dünya kaynak varlığının %1’i civarındadır.

Cumhuriyet öncesi dönemde enerji üretimi ve tüketimi oldukça sınırlı düzeyde seyretmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında enerji, sanayiden çok ısıtma amacıyla konutlarda kullanılmış, aydınlatma içinse gazyağı tüketilmiştir. 1933-1942 dönemi için hazırlanan 1. ve 2. beş yıllık sanayi planlarında enerjiyle ilgili olarak üretimi artırmak, dışa bağımlılığı azaltmak ve döviz tasarrufu amaç olarak benimsenmiştir. Bu dönemde kömür üreten yabancı şirketler millileştirilmiş ve Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), Elektrik İşleri Etüd İdaresi, Etibank ve Petrol Ofisi kurulmuştur. MTA tarafından Raman’da petrol ilk kez bu dönemde, 1940 yılında bulunmuştur.

1950-60 döneminde liberalizmin ağırlık kazanması ile altyapı girişimleri hız kazanmış, hidrolik ve termik santrallerin kurulması planlanmıştır. Enerji üretimi ve tüketimi sanayileşmeye ve ekonomik büyümeye bağlı olarak arttırılmış, bu dönemde sanayi kesiminde enerji tüketimi de giderek artmıştır. Devlet Su İşleri (DSİ), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı(TPAO), Başbakanlık Atom Enerjisi Kurumu, Türkiye Kömür İşletmeleri(TKİ) bu dönemde kurulmuştur. Sarıyar, Seyhan, Kemer, Göksu hidrolik santralleri 1956 ve 1959 yıllarında, Tunçbilek ve Soma termik santralleri de 1956 ve 1957 yıllarında kurularak üretime geçmiştir.

"1. ve 2. beş yıllık kalkınma planlarında hidrolik enerji kaynaklarına gereken ağırlığın verilmesi ve elektrik tesislerinin verimli bir şekilde işletilmesi önem kazanmıştır."

1963 yılında planlı kalkınma dönemine geçilen Türkiye’de, 1. (1963-67) ve 2. (1968-72) beş yıllık kalkınma planlarında hidrolik enerji kaynaklarına gereken ağırlığın verilmesi ve elektrik tesislerinin verimli bir şekilde işletilmesi esas alınmış ve 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu kurulmuştur. 3. Beş yıllık planda (1973-77) ise, enerji konusunda devletçi görüş benimsenmiş, ihtiyaç duyulan elektrik enerjisinin sürekli ve etkin bir biçimde elde edilebilmesi yolunda TEK’in çalışmaları hızlandırılmıştır. Planlı dönemde TEK’ten başka, Yol Su ve Elektrik İşleri Genel Müdürlüğü(YSİ), ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kurulmuştur. 3. beş yıllık kalkınma döneminde Keban(1974) hidrolik santrali ile Seyitömer(1973), Hopa(1973) ve Aliağa(1975) termik santralleri devreye girmiştir. Bununla birlikte 3. beş yıllık kalkınma döneminde enerji talebi, zamanında ve yeterli derecede karşılanamamıştır. Kömür ve su gibi birincil enerji kaynakları talebi karşılayacak kadar geliştirilememiş, petrol üretimi artırılamamış ve bu durum enerji kesiminde bir darboğazın oluşmasına neden olmuştur.

4. beş yıllık kalkınma planında, dönem sonuna değin toplam enerji tüketiminin yüzde 53’ünün birincil enerji kaynaklarından üretilecek enerji ile karşılanacağı belirtilmiştir. Planlı dönemler boyunca toplam enerji üretimi artış hızı giderek azalırken, tüketim hızı artmıştır. 1977 yılı sonunda enerji talebinin ancak yarısı ulusal kaynaklardan üretilen enerji ürünleri ile karşılanabilmiştir. 3. plan döneminde Bulgaristan ile enerji bağlantısı gerçekleştirilerek elektrik arzı artırılmaya çalışılmıştır.

Yapılan yatırımın maliyeti karşılama süresi diğer yatırımlara oranla daha uzun olan ve yoğun sermaye gerektiren enerji yatırımları daha çok devlet eli ile gerçekleştirilmiş, özel kesimin payı oldukça sınırlı kalmıştır. İmalat sanayi için önemli bir girdi olan enerji yatırımlarının, imalat sanayii yatırımlarının gerisinde kalmasından dolayı enerji üretimi, talebi karşılayamamıştır.

"Olgunlaşma dönemi diğer yatırımlara oranla daha uzun olan ve yoğun sermaye gerektiren enerji yatırımları daha çok devlet eli ile gerçekleştirilmiştir."

Türkiye’nin Enerji Üretim ve Tüketimi

TPAO ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, 1990-2000 yılları arasında yerli birincil enerji üretimi %9,8 artarak, 25,1Mtep’den 27,6Mtep’e ulaşmıştır. Bu artışta en büyük pay 3,3 kat artan doğal gaz üretimi ve 1,35 kat artan linyit üretiminindir. 1990 yılında toplam birincil enerji üretiminin sadece %0,7’sini oluşturan doğal gaz üretimi Trakya bölgesindeki son dönem Sevindik-1 ve Göçerler-1 gibi doğal gaz keşiflerinin de etkisi ile toplam üretimin %2,3’üne yükselmiştir. 1995 yılından bu yana, 1970 yılı düzeyinin altında kalan petrol üretiminde ise düşüş devam etmektedir. 

2000 yılı linyit ve taşkömürü üretimi 14,6Mtep olup, toplam üretimin %53’ünü oluşturmaktadır. Birincil enerji kaynakları üretim büyüklüğü sıralamasında ikinci sırada %12,9’luk payı ile petrol ve doğal gaz gelmektedir. Geri kalan kısım ise jeotermal ve hidrolik enerji, biomas ve güneş enerjilerinin payıdır. Ticari olmayan enerji grubunda yer alan, özde tezeğe dayalı hayvan ve bitki artıklarından sağlanan klasik biomas enerjisi üretimi düşme, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi üretimi ise artma eğilimindedir. 
 

Aşağıdaki tabloda 1963-2000 yılları arasında, plan dönemleri itibariyle büyüme, birincil enerji üretim ve tüketim artış oranları gösterilmektedir. Bu tabloda görüldüğü üzere birincil enerji tüketimi, üretim artışından daha yüksektir. Bu, enerji üretim ve tüketimi arasındaki açığın büyümesine sebep olmuştur. Ayrıca, özellikle 2. ve 3. plan dönemlerinde, imalat sanayii yatırımlarının hızlı artışına rağmen enerji yatırımlarında geç kalınması bu açığın daha da büyümesine sebep olmuştur.

Dönemler İtibariyle Büyüme, Enerji Üretim Ve Tüketim Artışları

DÖNEMLER
GSMH
Artışı (%)
Birincil Enerji
Üretim Artışı (%)
Birincil Enerji Tüketim Artışı (%)
1. Plan Dönemi (1963-1967)
6,6
6,9
5,5
2. Plan Dönemi (1968-1972)
6,3
1,9
7,4
3. Plan Dönemi (1973-1977)
5,2
1,9
7,3
4. Plan Dönemi (1973-1977)
1,7
2,7
3,8
5. Plan Dönemi (1979-1983)
4,7
4,0
6,5
6. Plan Dönemi (1985-1989)
3,5
0,9
4,4
7. Plan Dönemi (1996-2000)
3,5
1,3
4,5
8. Plan Dönemi* (2001-2005)
6,7
1,2
6,1

 

"1990-2000 yılları arasında yerli birincil enerji kaynakları üretimi %9,8 artarak, 25,1Mtep’den 27,6Mtep’e ulaşmıştır."
 
TPAO ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, 1990-2000 yılları arasında yerli birincil enerji üretimi %9,8 artarak, 25,1Mtep’den 27,6Mtep’e ulaşmıştır. Bu artışta en büyük pay 3,3 kat artan doğal gaz üretimi ve 1,35 kat artan linyit üretiminindir. 1990 yılında toplam birincil enerji üretiminin sadece %0,7’sini oluşturan doğal gaz üretimi Trakya bölgesindeki son dönem Sevindik-1 ve Göçerler-1 gibi doğal gaz keşiflerinin de etkisi ile toplam üretimin %2,3’üne yükselmiştir. 1995 yılından bu yana, 1970 yılı düzeyinin altında kalan petrol üretiminde ise düşüş devam etmektedir.

2000 yılı linyit ve taşkömürü üretimi 14,6Mtep olup, toplam üretimin %53’ünü oluşturmaktadır. Birincil enerji kaynakları üretim büyüklüğü sıralamasında ikinci sırada %12,9’luk payı ile petrol ve doğal gaz gelmektedir. Geri kalan kısım ise jeotermal ve hidrolik enerji, biomas ve güneş enerjilerinin payıdır. Ticari olmayan enerji grubunda yer alan, özde tezeğe dayalı hayvan ve bitki artıklarından sağlanan klasik biomas enerjisi üretimi düşme, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi üretimi ise artma eğilimindedir. 

TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ ÜRETİMİ (BTEP)

TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ ÜRETİMİ (%)

2000 yılında enerji tüketiminde %43.8 ile en büyük paya sahip olan petrolü, %17.6 ile doğal gaz takip etmektedir.
 
Enerji tüketimine gelince, yine aynı kaynak verilere göre birincil enerji tüketimi 1990 yılında 52,6 Mtep’den 2000 yılında 79,6 Mtep seviyesine ulaşmış, dolayısıyla tüketim %51,3 oranında artmıştır. 2000 yılında tüketimde yıllık artış hızı yaklaşık %3,9 olmuştur. 1995-1996 yıllarındaki yüksek artış hızlarına oranla son dönemde bir yavaşlama görülmektedir. Ekonomideki büyüme ile enerji tüketimi arasındaki ilişki burada da görülmektedir. 1994 krizi sonrasındaki yüksek oranlı büyüme döneminde enerji tüketimindeki artış da yüksek olmuştur. Ekonominin son yıllarda sık sık krize girmesi nedeniyle elektrik tüketimindeki artış sınırlı düzeyde kalmıştır.

2000 yılında enerji tüketiminde %43,8 ile en büyük paya sahip olan petrolü, %17,6 ile doğal gaz, %16,1 ile linyit takip etmektedir. Son iki yılda doğal gaz boru hatlarının yapımının hızlanmasının da etkisi ile doğal gaz tüketimi 1990-2000 döneminde yaklaşık 3,5 kat artış göstermiştir. Önümüzdeki yıllarda doğal gazın hizmete sunulduğu yerleşim yerlerinin sayısının artmasıyla doğal gazın toplam enerji tüketimi içindeki payının daha da artması beklenmektedir.

TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ TÜKETİMİ (BTEP)

TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ TÜKETİMİ (%)

1999 yılında tüketilen 76,7 Mtep birincil enerjinin sektörel dağılımı incelendiğinde, %35 ile sanayi ve %34 ile konut ve hizmetler sektörlerinin olduğu görülmektedir. 1990-1999 yılları arasında konut ve hizmetler sektörünün enerji tüketim payı %38’den %34’e gerilerken, tarımın payında bir değişiklik olmamış, en büyük değişiklik payı %21’den %25’e yükselen çevirim sektöründe yaşanmıştır. Elektrik santralleri, petrol rafinerileri ve doğal gaz çevirim santrallerini kapsayan çevirim sektörünün 2000 yılı enerji tüketimi 19,2 Mtep’tir.
Sanayi sektörünün enerji tüketiminde 1990 yılında %5 olan doğal gazın payı 1999’da %10,3’e ulaşmıştır.
Sanayi sektörünün enerji tüketiminde en önemli pay %31 ile petrole ait olup, 1990 yılında %5 olan doğal gazın payı da 1999’da %10,3’e ulaşmıştır.

SEKTÖREL ENERJİ TÜKETİMİ (Bin TEP)

Üretimin tüketimi karşılama oranı son on yıl içerisinde %47,7’den %34’lere kadar düşmüştür.
1990-2000 yılları arasında tüketim %51,3 oranında artarken, birincil enerji üretimindeki artış %9,8 oranında kalmıştır. Tüketim artışının üretimden daha yüksek olması sebebiyle üretimin tüketimi karşılama oranı son on yıl içerisinde %47,7’den %34’lere kadar düşmüştür. Enerji ithalatı 1,9 kat artarak 52 Mtep seviyelerine ulaşmıştır.
2000 yılında toplam enerji ithalatının yaklaşık %61,2’sini ham petrol ve petrol ürünleri, %26’sını doğal gaz ve %12,8’ini de taşkömürü ve elektrik ithalatı oluşturmaktadır. 1996-2000 döneminde elektrik enerjisi üretim yatırımları toplam yatırımların %6-7 seviyelerine çıkmasına karşın tüketimdeki artış yıllık ortalama %8 civarında olmuştur. Ülke elektrik talebinin tüketimde doyuma ulaşılıncaya kadar yüksek oranlı artış göstermeye devam etmesi beklenmektedir. Ancak, 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz, 1994 yılında yaşanan krizde olduğu gibi, enerji talep artışının düşmesine neden olmuştur.

ENERJİ ÜRETİM-TÜKETİM ve İTHALATI (BİN TEP)

ENERJİ ÜRETİM ve TÜKETİM BEKLENTİLERİ

 

Enerji talebinin yıllık ortalama %6,8 artış hızı ile 2020 yılında 298,4Mtep’e ulaşması beklenmektedir.
Yapılan enerji üretim ve tüketim projeksiyonlarında 2000 yılında 79,7 Mtep olan genel enerji talebinin yıllık ortalama %6,8 artış hızı ile 2005 yılında 129,6 Mtep, 2010 yılında 171,3 Mtep ve 2020 yılında 298,4 Mtep’e ulaşması beklenmektedir.
2000 yılında 27,6 Mtep olan genel enerji üretiminin 2020’e kadarki bir süreçte yıllık ortalama yüzde 4,8 oranında bir artışla 70,2 Mtep olması beklenmektedir.
2000 yılında toplam birincil enerji talebinin sadece % 34’ü yerli kaynaklar ile karşılanabilmiştir. Üretim imkanlarının çok üzerinde gerçekleşen talep artışı nedeniyle üretimin tüketimi karşılama oranının 2010 yılında %27, 2020 yılında ise %23 olması tahmin edilmektedir. Diğer bir deyişle yakın gelecekte enerji tüketiminde ithalatın payının daha da artması beklenmektedir. Toplam enerji ithalatının 2010 yılında 124 Mtep ve 2020 yılında 228 Mtep’e ulaşması beklenmektedir. Toplam ithalat içerisindeki kaynakların dağılımına bakıldığında doğal gazın payının 2020 yılında %33’e ulaşacağı, petrolün ise %60’lardan %33’lere düşeceği tahmin edilmektedir.
2000 yılında kişi başına genel enerji tüketimi 1.259 kg petrol eşdeğeri iken, yıllık ortalama yüzde 5,2 oranında artışla, 2010 yılında 2.076 kgpe ve 2020 yılında ise 3.445 kgpe olması beklenmektedir.
Ancak tüm bu beklentilerin, 2001 yılında yaşanan ve 2002 yılına yansıyan ekonomideki daralma göz önüne alınarak revize edilmesi gerekmektedir. 2001 yılında ekonomimiz %9,4 oranında küçülmüştür. Bilindiği üzere 1994 yılındaki krizde %6,1 oranında küçülen ekonomiye paralel olarak enerji talebinde %1,8’lik bir azalma gözlenmiştir. Bu doğrultuda, 2001 yılında enerji tüketiminde %2,5’lik daralmanın yaşanması doğal olacaktır. Buna ilaveten 2002 yılı için öngörülen %3 oranındaki büyüme oranı esas alındığında, %6,4 oranında bir düzeltme ile 2020 yılında enerji talebinin 298,4 Mtep değil, 279,3 Mtep olması muhtemeldir.
Diğer taraftan, 2000-2020 yılları arasında enerji talebi için beklenen %6,8 oranındaki artış hızı, büyüme hızının en yüksek seyrettiği dönemlerdeki artış hızına denk düşmektedir. Böylesine yüksek oranlı büyüme hızının gelecek yirmi yıl boyunca sürdürülebilmesi mümkün gözükmemektedir.
Enerji tüketimi projeksiyonlarında yapılan yanlışlıklar kendini 2002 yılında göstermiştir. Türkiye’nin yaptığı sözleşmelerle 2002 yılında ithal etmek zorunda olduğu doğal gaz miktarı 25 milyar m3 olmasına rağmen, bu yıla ait iyimser tahminlerde dahi en çok 20 milyar m3 doğal gaz tüketilebileceği ifade edilmektedir.

ENERJİ ÜRETİM-TÜKETİM ve İTHALATI BEKLENTİLERİ (BİN TEP)

"Doğal gazın ve yenilenebilir enerji kaynaklarının paylarının artması tahmin edilmektedir."
Tüketimin kaynaklara dağılımına bakıldığında, 2000 yılında petrolün yüzde 43,8, linyit ve taşkömürünün yüzde 26,3, doğal gazın yüzde 17,6 hidrolik enerjinin yüzde 3 ve yenilenebilir enerji kaynakların yüzde 1 oranında payı bulunmaktadır. 2010 yılında doğal gazın payının yüzde 32 olması beklenmektedir. Doğal gazın ve yenilenebilir enerji kaynaklarının paylarının artmasına karşılık petrolün payında hızlı bir düşüş olacağı tahmin edilmektedir.

Sektörlerin enerji talepleri incelendiğinde ise 2020 yılında sanayi sektörünün yüzde 59 ile en yüksek paya sahip olacağı, diğer sektörlerin payları düşerken çevirim sektörünün payının yüzde 27’ye ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu artışta, devreye girmeye başlayan ve önümüzdeki yıllarda devreye girecek olan doğal gaz çevrim santrallerinin payı büyüktür.

Kaynak: Dış Ticaret Müşteşarlığı