"Türkiye’nin, özellikle akışkan fosil yakıtların görünür rezervleri yeterli düzeyde olmamasına rağmen kömür, jeotermal ve hidrolik enerji rezerv ve potansiyeli dünya kaynak varlığının %1’i civarındadır. "
Türkiye çok çeşitli birincil enerji kaynaklarına sahip bir ülkedir. Türkiye’de taşkömürü, linyit, asfalsit, ham petrol, doğal gaz, uranyum ve toryum gibi fosil kaynak rezervleri ile, hidrolik enerji, jeotermal enerji, güneş enerjisi, deniz dalga enerjisi, biomas enerji gibi tükenmez kaynak potansiyelleri bulunmaktadır. Türkiye’nin, dünyada halen yoğun olarak kullanılan fosil kaynakların, özellikle akışkan fosil yakıtların görünür rezervleri yeterli düzeyde değildir. Kömür, jeotermal ve hidrolik enerji rezerv ve potansiyeli ise dünya kaynak varlığının %1’i civarındadır.
Cumhuriyet öncesi dönemde enerji üretimi ve tüketimi oldukça sınırlı düzeyde seyretmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında enerji, sanayiden çok ısıtma amacıyla konutlarda kullanılmış, aydınlatma içinse gazyağı tüketilmiştir. 1933-1942 dönemi için hazırlanan 1. ve 2. beş yıllık sanayi planlarında enerjiyle ilgili olarak üretimi artırmak, dışa bağımlılığı azaltmak ve döviz tasarrufu amaç olarak benimsenmiştir. Bu dönemde kömür üreten yabancı şirketler millileştirilmiş ve Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), Elektrik İşleri Etüd İdaresi, Etibank ve Petrol Ofisi kurulmuştur. MTA tarafından Raman’da petrol ilk kez bu dönemde, 1940 yılında bulunmuştur.
1950-60 döneminde liberalizmin ağırlık kazanması ile altyapı girişimleri hız kazanmış, hidrolik ve termik santrallerin kurulması planlanmıştır. Enerji üretimi ve tüketimi sanayileşmeye ve ekonomik büyümeye bağlı olarak arttırılmış, bu dönemde sanayi kesiminde enerji tüketimi de giderek artmıştır. Devlet Su İşleri (DSİ), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı(TPAO), Başbakanlık Atom Enerjisi Kurumu, Türkiye Kömür İşletmeleri(TKİ) bu dönemde kurulmuştur. Sarıyar, Seyhan, Kemer, Göksu hidrolik santralleri 1956 ve 1959 yıllarında, Tunçbilek ve Soma termik santralleri de 1956 ve 1957 yıllarında kurularak üretime geçmiştir.
"1. ve 2. beş yıllık kalkınma planlarında hidrolik enerji kaynaklarına gereken ağırlığın verilmesi ve elektrik tesislerinin verimli bir şekilde işletilmesi önem kazanmıştır."
1963 yılında planlı kalkınma dönemine geçilen Türkiye’de, 1. (1963-67) ve 2. (1968-72) beş yıllık kalkınma planlarında hidrolik enerji kaynaklarına gereken ağırlığın verilmesi ve elektrik tesislerinin verimli bir şekilde işletilmesi esas alınmış ve 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu kurulmuştur. 3. Beş yıllık planda (1973-77) ise, enerji konusunda devletçi görüş benimsenmiş, ihtiyaç duyulan elektrik enerjisinin sürekli ve etkin bir biçimde elde edilebilmesi yolunda TEK’in çalışmaları hızlandırılmıştır. Planlı dönemde TEK’ten başka, Yol Su ve Elektrik İşleri Genel Müdürlüğü(YSİ), ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kurulmuştur. 3. beş yıllık kalkınma döneminde Keban(1974) hidrolik santrali ile Seyitömer(1973), Hopa(1973) ve Aliağa(1975) termik santralleri devreye girmiştir. Bununla birlikte 3. beş yıllık kalkınma döneminde enerji talebi, zamanında ve yeterli derecede karşılanamamıştır. Kömür ve su gibi birincil enerji kaynakları talebi karşılayacak kadar geliştirilememiş, petrol üretimi artırılamamış ve bu durum enerji kesiminde bir darboğazın oluşmasına neden olmuştur.
4. beş yıllık kalkınma planında, dönem sonuna değin toplam enerji tüketiminin yüzde 53’ünün birincil enerji kaynaklarından üretilecek enerji ile karşılanacağı belirtilmiştir. Planlı dönemler boyunca toplam enerji üretimi artış hızı giderek azalırken, tüketim hızı artmıştır. 1977 yılı sonunda enerji talebinin ancak yarısı ulusal kaynaklardan üretilen enerji ürünleri ile karşılanabilmiştir. 3. plan döneminde Bulgaristan ile enerji bağlantısı gerçekleştirilerek elektrik arzı artırılmaya çalışılmıştır.
Yapılan yatırımın maliyeti karşılama süresi diğer yatırımlara oranla daha uzun olan ve yoğun sermaye gerektiren enerji yatırımları daha çok devlet eli ile gerçekleştirilmiş, özel kesimin payı oldukça sınırlı kalmıştır. İmalat sanayi için önemli bir girdi olan enerji yatırımlarının, imalat sanayii yatırımlarının gerisinde kalmasından dolayı enerji üretimi, talebi karşılayamamıştır.
"Olgunlaşma dönemi diğer yatırımlara oranla daha uzun olan ve yoğun sermaye gerektiren enerji yatırımları daha çok devlet eli ile gerçekleştirilmiştir."
Türkiye’nin Enerji Üretim ve Tüketimi
TPAO ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, 1990-2000 yılları arasında yerli birincil enerji üretimi %9,8 artarak, 25,1Mtep’den 27,6Mtep’e ulaşmıştır. Bu artışta en büyük pay 3,3 kat artan doğal gaz üretimi ve 1,35 kat artan linyit üretiminindir. 1990 yılında toplam birincil enerji üretiminin sadece %0,7’sini oluşturan doğal gaz üretimi Trakya bölgesindeki son dönem Sevindik-1 ve Göçerler-1 gibi doğal gaz keşiflerinin de etkisi ile toplam üretimin %2,3’üne yükselmiştir. 1995 yılından bu yana, 1970 yılı düzeyinin altında kalan petrol üretiminde ise düşüş devam etmektedir.
Aşağıdaki tabloda 1963-2000 yılları arasında, plan dönemleri itibariyle büyüme, birincil enerji üretim ve tüketim artış oranları gösterilmektedir. Bu tabloda görüldüğü üzere birincil enerji tüketimi, üretim artışından daha yüksektir. Bu, enerji üretim ve tüketimi arasındaki açığın büyümesine sebep olmuştur. Ayrıca, özellikle 2. ve 3. plan dönemlerinde, imalat sanayii yatırımlarının hızlı artışına rağmen enerji yatırımlarında geç kalınması bu açığın daha da büyümesine sebep olmuştur.
Dönemler İtibariyle Büyüme, Enerji Üretim Ve Tüketim Artışları
|
DÖNEMLER
|
GSMH
Artışı (%)
|
Birincil Enerji
Üretim Artışı (%)
|
Birincil Enerji Tüketim Artışı (%)
|
|
1. Plan Dönemi (1963-1967)
|
6,6
|
6,9
|
5,5
|
|
2. Plan Dönemi (1968-1972)
|
6,3
|
1,9
|
7,4
|
|
3. Plan Dönemi (1973-1977)
|
5,2
|
1,9
|
7,3
|
|
4. Plan Dönemi (1973-1977)
|
1,7
|
2,7
|
3,8
|
|
5. Plan Dönemi (1979-1983)
|
4,7
|
4,0
|
6,5
|
|
6. Plan Dönemi (1985-1989)
|
3,5
|
0,9
|
4,4
|
|
7. Plan Dönemi (1996-2000)
|
3,5
|
1,3
|
4,5
|
|
8. Plan Dönemi* (2001-2005)
|
6,7
|
1,2
|
6,1
|
2000 yılı linyit ve taşkömürü üretimi 14,6Mtep olup, toplam üretimin %53’ünü oluşturmaktadır. Birincil enerji kaynakları üretim büyüklüğü sıralamasında ikinci sırada %12,9’luk payı ile petrol ve doğal gaz gelmektedir. Geri kalan kısım ise jeotermal ve hidrolik enerji, biomas ve güneş enerjilerinin payıdır. Ticari olmayan enerji grubunda yer alan, özde tezeğe dayalı hayvan ve bitki artıklarından sağlanan klasik biomas enerjisi üretimi düşme, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi üretimi ise artma eğilimindedir.
TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ ÜRETİMİ (BTEP)

TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ ÜRETİMİ (%)

2000 yılında enerji tüketiminde %43,8 ile en büyük paya sahip olan petrolü, %17,6 ile doğal gaz, %16,1 ile linyit takip etmektedir. Son iki yılda doğal gaz boru hatlarının yapımının hızlanmasının da etkisi ile doğal gaz tüketimi 1990-2000 döneminde yaklaşık 3,5 kat artış göstermiştir. Önümüzdeki yıllarda doğal gazın hizmete sunulduğu yerleşim yerlerinin sayısının artmasıyla doğal gazın toplam enerji tüketimi içindeki payının daha da artması beklenmektedir.
TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ TÜKETİMİ (BTEP)

TÜRKİYE BİRİNCİL ENERJİ TÜKETİMİ (%)

SEKTÖREL ENERJİ TÜKETİMİ (Bin TEP)

ENERJİ ÜRETİM-TÜKETİM ve İTHALATI (BİN TEP)

ENERJİ ÜRETİM ve TÜKETİM BEKLENTİLERİ
ENERJİ ÜRETİM-TÜKETİM ve İTHALATI BEKLENTİLERİ (BİN TEP)

Sektörlerin enerji talepleri incelendiğinde ise 2020 yılında sanayi sektörünün yüzde 59 ile en yüksek paya sahip olacağı, diğer sektörlerin payları düşerken çevirim sektörünün payının yüzde 27’ye ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu artışta, devreye girmeye başlayan ve önümüzdeki yıllarda devreye girecek olan doğal gaz çevrim santrallerinin payı büyüktür.











