
Gün geçtikçe üniversite sayımız artıyor. Buna paralel üniversiteye giden öğrenci sayısı da artıyor. Artıyor ama bu gençler ki bu da biz oluyoruz, mezun olunca iş bulabiliyor muyuz? Bu kadar işsizin olduğu bir ülkede iş bulmanın zorluğunu anlatmaya gerek yok. Bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz.
Peki ama üniversiteden mezun olmak sadece yeterli bir koşul mudur veya diğer bir deyişle farklı üniversitelerden aynı bölümlerden mezun olan kişiler işe başvuru aşamasında aynı zorluklardan, aynı şartlardan mı geçerler? Neden kaynaklandığını bilmediğim bir sebeple ismi duyulmuş büyük şehirlerdeki üniversitelerimiz haricinde diğer üniversiteler genelleştiriliyor ve ismine de “Anadolu Üniversiteleri” denerek ayrı kriterlere tabii tutuluyor. Elbette ki bu bahsettiğim iyi üniversitelerimizde daha çok pratik yapma imkanı bulunuyor. Geniş laboratuar seçenekleriyle öğrencilerin teorinin yanında pratiğinin de gelişmesi sağlanıyor. Bu nedenle benim de birçok arkadaşım devlet memuru olmak öğrenci deyişiyle devlete kapağı atmak istiyor. Türkiye’nin önde gelen ismi duyulmuş veya duyulmamış firmalarında iyi pozisyonlara gelebileceklerine inanmıyorlar. Aksine kimsenin gelebileceğine de inanmıyorlar. Tabular o kadar gözümüzü kör etmiş ki kendimize güvenimizi yitirmişiz, yapabilecek durumda, konumdayken yapamam deyip kestirip atılıyor.
Ben şu anda Türkiye’nin önde gelen telekomünikasyon şirketlerinden birinde çalışıyorum. Reklam olmaması açısından isim vermiyorum. Çalıştığım firmada önce stajyer olarak bulundum. Daha sonra da çalışmaya başladım. Kütahya’da okumam dolayısıyla stajyerlik için başvurduğumda İstanbul’a mülakatlara gelmek zorunda kalıyordum. Mülakatlara giderken acaba girebilecek miyim çektiğim bunca yorgunluğa, sıkıntıya değecek mi düşüncesi bir süre sonra sizi daha sonra yormaya başlıyor. Hatta arkadaşlarım da “Stajyerlik değil mi yap bir firmada geç bu kadar sıkıntı çekmeye değer mi” benzer şekilde birçok söz duydum. Fakat kendime inandım olabileceğine inandım ve her türlü sıkıntıyı çekmeye devam ettim. Stajyerliği kazandığımda herkes şaşırmıştı ama bu daha yolun başlangıcıydı. Onlarda biliyordu. Bu noktadan sonra “Tamam stajyer oldun ama sanki işe alınabilecek misin işe alacaklar mı seni” denmeye başlandı. Buna benzer şeyler o kadar çok duyuyorsunuz ki bir süre sonra kendi kendine acaba diyorsunuz. Kritik nokta da bu nokta oluyor. Kısacık bir hikaye anlatmak istiyorum. Eşref Armağan diye bir ressam duydunuz mu bilmiyorum ama internette araştırırsanız birçok video göreceksiniz. Eşref Armağan doğuştan görme engelli biri. Ancak anlaşılmadık bir şekilde gözleri görmemesine rağmen elleriyle o kadar güzel resimler yapıyorki görünce hayran kalıyor, nasıl olabilir diyorsunuz. Bu istisna da değil. Daha bildik bir örnek vermek gerekirse hepimizin bildiği ünlü besteci Ludwig Van Beethoven. Şu andaki Avrupa Birliğinin resmi şarkısı olan 9. Senfoniyi sağırken bestelediğini biliyor muydunuz?
Ben işe alındım. Bana bunları söyleyen arkadaşlarım ise şaşırdılar ve pişman oldular. Keşke bende yapsaydım, bende uğraşsaydım dediler. Onlar için olmayacak bir şey oldu.
Gözleri görmeyen ressam, kulakları duymayan besteci nasıl olabilir? Yaptıkları işe, yeteneklerine ve en önemlisi kendilerine inanarak olabilir. Sizde istediğiniz yerlere istediğiniz mevkilere gelmek istiyorsanız kendinize inanmalısınız. Çünkü siz kendinize inanırsanız herkes size inanır ve işte o zaman başaramayacağınız şey kalmaz. Bunun kolay olacağını kimse söylemiyor hele de ÖSS’de çalışmamış, iyi dediğimiz üniversitelere girememiş iseniz diğer arkadaşlarınıza göre daha fazla çalışmanız gerekecek. Fakat istediğiniz şeyi gerçekten istiyorsanız onu elde etmek için her şeyi yaparsınız. Sonunda da istediğiniz şeyin olduğunu görürsünüz.
Saygılarımla
Burak IŞIKLI












