
Üniversite’den mezun olmak o sırada olabilecek en kötü şey gibi hissettirir insana. Sebebi o güzel çimlerden ve kahkahalardan kopmak değildir sadece. Evren sizden bir karar vermenizi ve bunun için çaba göstermenizi bekler. Hikaye de tam burada başlar.
Çağımızın bir sorunu olan seçeneklerin aşırılığı olgusu burada çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkar. Seçebileceğimiz yollar ve patikaların sayısı o kadar çoktur ki kombinasyonlarını aldığınızda hesap makinesindeki e harfini görürsünüz. Bu harfin sıkça gözüktüğü zamanlardandır mezuniyet vakti.
Seçeneklerin fazla olması seçememeyi beraberinde getirir. Seçemeyince ilerleyemez de insan. Seçim yapmadığım o zamanlar nerede derken bulur kendini. O zaman, seçmek zorunda kalmayacağın bir hayat daha mı çok mutluluk vericidir? Seçmeden ilerleyemeyeceğin noktalar gelir ya karşına, buradaki sorun tamamen sayıyla ilgilidir aslında. Orada sayı ne kadar çoksa sadece bakarak bile zaman kaybeder insan. Sıkça karşına çıkan o “Başvurayım olursa düşünürüzler”le dolmamalıdır zaman. Çünkü aslında daha çok seçenek daha çok mutluluk hatta özgürlük getirmeyecektir.
Ne kadar çok şeyi elemişsen geçmişte, o kadar mutsuzsundur aslında. Sırtındaki çuvaldadır elediklerin, kaç yaşında dolar ya da bırakır bir kenara çeker gidersin bilinmez. Bazı insanlar vardır, sırtında çuval görmezsin, aslında sebebini sorduğun zaman, cevapları nettir, taşımayı sevmezler. Insan sevdiği şeyleri bilmeli, en azından neyi sevmediğini bilmeli. O zaman bazı yollar görünmez olur, bazı yollar da ışıldar, işte o zaman eleye eleye değil toplaya toplaya yürürsün.
Seçeneklerin çok olmasının en sevimsiz yanı da şuçlanacak kimsenin kalmamasıdır. Çevrende o kadar çok seçenek var ki eğer bunların arasından doğruyu seçememişsen suçlusu sensindir. Aslında saçmalık, tek seçeneğin olsaydı , suçlu hayat der geçerdin, ama şimdi..
Çözüm basit, beklentilerini düşük tutmalı insan. Son metroya binercesine yarışta olmamalı yaşam. Geçmeye çalıştığı insanın canı yandığını farkettiğinde durmalı ve binmemeli bazen.
Seçenekleri azaltmak bazı şeyleri görmemekten geçiyor. Karar verme mekanizması bilindik yöntemlerin işlemediği diferansiyel denklem olmamalı, var-yok olmalı sadece. Aslında istemek ve sevmek zaten böyledir. “Acaba gelecekte ne olur?”, “Pişman olur muyum?”, “Insanlar benim gibi düşünmüyor.” ve en kötüsü “Herkes aslında bunu yapıyor.”lardır bu mekanizmayı zorlaştıran. Unutulmamalıdır ki daha doğru kararlar vermeyi sağlasa da bu şüphecilik daha mutlu etmeyecektir nihayette hem de asla. Çünkü artık elediklerin çoktan seninledir ve sen mutluluk ölçerle geziyorsundur artık. Halbu ki mutluluğunu ölçüp durmamalısındır, yoksa o da sessizlik gibi bozulacaktır adını andığında.
Mezun olan ya da olmak üzere olan kişi, herkes gibi tadını çıkarmalıdır hayatın, yeni sayfanın beyaz ve temiz olduğunu unutmamalıdır, ne yazsam diye düşünmektense bir şeyler yazmaya başlamalıdır, ama bölmemelidir kağıdı, tutkuları olmalıdır ve peşinde koşmalıdır, tutkusu olursa hiçbir iç dünya yargılamaz insanı, tutkulu yazmalıdır o kağıdı, tutkusu varsa çoktan seçmiştir insan, tutkusu yoksa da yaratmalıdır, uçakları çok sevmelidir örneğin, ya da bankacı doğmuş olmalıdır, aslında mutlaka bir şey doğmuştur, bulmadıysa tutkusu aramak olmalıdır.
Yol bittiği zaman sayacağın tek bir şey var o da kaç kere kahkaha attığın, ama burada yarışmak mümkün değil, çünkü kimse kimseninkini bilemez, iyi ki.
Referanslar
Barry Schwartz – The Paradox of Choices
Hüsnü Avşar Gürdal












